Afganistan, jeostratejik bakımdan Asya’nın kilididir ve tarih boyunca büyük devletler tarafından işgal edilmiştir. 19. YY’ da “Büyük Oyun”un bir parçası olarak Rusya ile Büyük Britanya arasında bir tampon bölge oluşturdu. Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla Afganistan, Rusların sıcak denizlere inme hayalinin yeni hedeflerinden birisi oldu. ABD ve batı Afganistan’ı yalnız bırakarak SSCB’nin eline terk etti ve sonunda Afganistan işgal edildi. İşgal ve direniş radikal İslami akımları kuvvetlendirdi ve uyuşturucu trafiğini aşırı derecede büyüttü. Bunun sonucunda ABD’deki 11 Eylül terörist saldırısı meydana geldi. Bu işgal aynı zamanda IŞİD (Daeş) terör örgütünü ortaya çıkaran en önemli sebeplerden birisidir. IŞİD terör örgütünün Afganistan’da yaklaşık 6 500 terörist üyesi vardır. Eski SSCB ülkelerinden de yaklaşık 2 500 kişi IŞİD terör örgütüne katılmıştır. Rusların Afganistan’ı işgalinden 36 yıl sonra Rus Arşiv belgeleriyle işgali incelemeye çalışacağız. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in uyguladığı Aleksander Dugin’in “Yeni Avrasyacılık” Stratejisinin prensiplerini ve Türkiye,Suriye, Ermenistan, Azerbeycan, Kafkaslar, Ortadoğu ve Türkistan’a (Orta Asya) etkilerini inceleyeceğiz.

            ANAHTAR KELİMELER:

Afganistan, Rusya, İşgal, Avrasyacılık, Asya, Büyük Oyun

ABSTRACT:

From geostrategical point of view Afghanistan is the key factor in Asia and throughout history occupied by the great states. In the nineteenth century it was the part of the “Great Game” and became a zone between Russia and Great Britain. With the Establishment of Soviet Union it was one of the new targets of Russians dream of hot seas stroke. USA and west left Afghanistan alone with USSR and this resulted in the occupation of Afghanistan. Occupation and resistance was reinforced radical Islam and increased drug trafficking.And is resulted with 11 September terorist attacks in the USA.Also this occupation is one of the most important cause of the emergence of Daesh (ISIS) terorist organisation. Daesh has about 6.500 terorists in Afghanistan and about 2.500 terorists joined from old USSR countries to Daesh.After 36 years from the occupation of Afghanistan by Rusia we will try to examine the occupation with the Russian archive documents. We will examine Current Russian policy of Eurasianism. Russian Federation president Boris Yeltsin follows the principles of Eurasianism strategy of Alexander Dugin. We will see the effects of Eurasianism on Turkey, Syria, Armenia, Azerbaijan, Caucasia, Middle East and Turkistan (Middle Asia).

KEY WORDS: Afghanistan, Russia, Occupation, Eurasianism, Asia, Great Game

 

1.Giriş:

Afganistan, jeostratejik bakımdan Asya’nın kilididir. Bu kilidi açan Asya’ya , özellikle Orta Asya’ya hakim olur. Bu gerçekle Afganistan, tarihi boyunca çok farklı egemenlik çatışmalarına sahne olmuştur[2].

Jeopolitik olarak önemli olan bu bölgenin en önemli özellikleri, güç boşluğu ve güç elde etme imkanının olmasıdır. Bölge önemli bir ekonomik kaynak bölgesi olarak da tanımlanmaktadır. Altın dahil, önemli minerallerin olduğu, doğalgaz ve petrol açısından zengin olan Avrasya Balkanları’na hakim olmak isteği, yayılmacı düşünceleri ortaya çıkartıp, uluslararası mücadeleyi hızlandırmaktadır. Afganistan işte böyle bir hakimiyet güdüsünün sıçrama tahtası konumundadır[3].

Aslında bu bölge için unutulan terim “Türkistan”dır. Afganistan’ın kuzeyi için “Güney Türkistan” terimini tarihi bağlarımızı göstermek için kullanmamız gerekmektedir.

Dünya haritasına kabaca bir göz atıldığında, Asya Kıtasının Doğu–Batı ve Kuzey Güney geçiş noktasında yer alan Afganistan’ın stratejik olduğu kadar fiziki olarak da “Asya Kıtasının anahtarı ve kalbi” hükmünde olduğu görülecektir. Çin, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Rusya, Pakistan ve İran arasında yer alan Afganistan bu konumuyla İç Asya, sıcak sular, Hint Alt Kıtası ve Ortadoğu’ya çıkış için tek kavşak noktası konumunda bulunmaktadır.

Bu nedenle, küresel güç olma siyaseti güden Pers İmparatoru Büyük Dara (M.Ö 500), Büyük İskender (M.Ö. 320) ve Timurlenk (M.S.1400)’ten başlayarak, günümüze kadar küresel çatışmaların Afganistan üzerinde düğümlendiği görülmektedir. Örneğin, Rusya ve İngiltere arasında 19. Yüzyılda yaşanan çatışmaları tanımlamak için uluslararası ilişkilerde kullanılan “Büyük Oyun” Afganistan üzerinde yaşanmıştır. Rusya, Avrasya kıtasının en stratejik ülkesi[4], Afganistan’ı yaklaşık yüzyıl sonra da olsa hedeflediği şekilde işgal etmiş, ancak başta ABD olmak üzere Avrupa ve İslam Dünyasının şiddetli reaksiyonuyla karşılaşmıştır. 19. yüzyılda Afganistan’ın jeostratejik önemi, Rusya’nın sıcak sulara inme çabası ve İngiltere’nin en zengin sömürgesi olan Hindistan’ı koruma görevinden kaynaklanmaktaydı. Bunun, 20. yüzyılda Batı ve Doğu blokları arasında tampon bölge görevinde oluşundan, 21. Yüzyılda ise Orta Asya petrol ve doğalgazının, dünya piyasalarına taşınması için geçiş yolu ve ABD’nin geleceğin tehdit odakları olarak gördüğü İran, Hindistan, Çin ve Rusya’nın arasında “üs” olmasından kaynaklandığı görülmektedir[5].

ingiliz

Resim: III.Afgan-İngiliz Savaşından bir görüntü

  1. Tarihi Süreç içerisinde Afganistan’ın SSCB. ile yakınlaşması:

Çarlık Rusya’sı ile Britanya İmparatorluğu Asya’da birbirlerine karşı yıllardır sürdürdükleri mücadeleden sonra Afganistan konusunda bir anlaşmaya vardılar. Moskova ve Londra Afganistan’ı işgal veya ilhak etmek yerine, stratejik önem taşıyan bu ülkeyi bir tampon olarak kullanmaya karar verdiler. Bu amaçla Rusya’yla İngiltere 1907 yılında bir antlaşma imzaladı. Söz konusu antlaşmaya göre, Rusya, Afganistan’ı kendi nüfuz alanı dışında tutacak ve bu ülkeyle ilişkilerini İngiltere aracılığıyla yürütecekti. Buna karşılık İngiltere, Afganistan’ı işgal veya ilhak etmemeyi ve onun içişlerine karışmamayı taahhüt ediyordu.

Ancak Çarlık Rusya’sında iç savaşın patlak vermesinden ve 1917’de Bolşeviklerin iktidara gelmesinden sonra antlaşma bozuldu. Çünkü Bolşevikler, Çarlık Rusya’sının imzaladığı bütün antlaşmaları, bu arada 1907 antlaşmasını tek yönlü olarak iptal etmişlerdi[6]. Bolşevikler sömürge altındaki ezilmiş halklara emperyalizme karşı mücadelelerinde yardım edeceklerini açıkladılar. Bolşeviklere göre, Rusya’nın en büyük rakibi ve düşmanı İngiltere idi. Bu nedenle İngiliz kolonilerinde, özellikle de Hindistan’da halkı sömürgecilere karşı kışkırtarak Britanya İmparatorluğunu zayıflatmak istiyorlardı.

Lenin ve arkadaşları Bolşevik yönetiminin ilk aylarında kendi iktidarlarını sağlamlaştırmakla meşgul olduklarından, Lenin, iç is yanları bastırdıktan sonra Afganistan’la ilgilenmeye başladı. Lenin, İngiltere’nin Rusya’yı işgal etmek veya yeni kurulan Bolşevik rejimini devirmek için Afganistan’ı bir güzergah olara kullanacağından korkuyordu. Bu nedenle de İngilizleri Afganistan’dan tamamen uzaklaştırmak gerekiyordu.Lenin, Afganistan’ı Hint halkını İngiltere’ye karşı kışkırta bileceği bir sıçrama tahtası olarak görüyordu. Böylece, Hint yarımadasında bir proleter devrim gerçekleştirerek İngiltere’yi buradan tamamen silmeyi umuyordu.

Resim: Lenin

Lenin’in umduğu gibi Hindistan hemen olmasa bile, 1947’de bağımsızlığına kavuşacaktı.

Resim: Servet-i Fünun Dergisi Afganistan Özel Sayısı

Afganistan 1919 yılında Kral Amanullah Han’ın liderliğinde resmen bağımsızlığını ilan etti. Amanullah Han babası Habibullah Han’ın ölümünden sonra kardeşi ile kendisi arasında çıkan küçük iktidar mücadelesinden galip çıkarak tahta çıkmayı başardı. Genç kralın önce kendi tahtını sağlama alması, iktidarını perçinlemesi gerekiyordu. Afganistan bağımsızlığını ilan etse de hemen yanı başında muazzam bir İngiliz gücü vardı ve her an kralı devirebilirdi.

Resim: Afgan Kralı Amanullah Han ve Eşi Süreyya

Öte yandan, iç isyanları bastırdıktan sonra iyice güçlenen Rusya’daki Bolşevik rejim, Afganistan’a göz kırpmaya, başlamıştı Kral Amanullah Han da kendi tahtını korumak ve ülkesinin bağımsızlığını sürdürmek için Rusya ile yakınlaşması gerektiğinin farkındaydı. Bölgede yardım alabileceği başka bir ülke de yoktu.

Resim: Afgan Kralı Amanullah Han’ın Türkiye Cumhuriyetini Ziyareti Nedeniyle Basılan Kitapçık (Türkiye Cumhuriyetini Resmi Olarak Ziyaret eden ilk Devlet Başkanıdır.)

Yeryüzünün en büyük emperyalist gücü İngiltere’ye karşı Afganistan’la Rusya’nın ortak mücadeleyi sürdürmesi gerektiğini belirten Lenin, iki komşu ülkenin dostluk antlaşması imzalamasını ve İngiltere’ye karşı Afganistan’a askeri yardım vermeyi öneriyordu[7].

Uzun yıllardan beri Afganistan’a sızmak isteyen Ruslar, Emanullah Han zamanında Afganistan’a nüfuz edebilmek için yeniden harekete geçmiş, Afgan Emiri’nin davetini fırsat bilerek yeni kurulan “Afgan Hava Kuvvetlerinin personelini yetiştirecek eğitimci” adı altında pek çok Marksist subayı Afganistan’a yerleştirmeye muvaffak olmuştur[8].

Buhara ve Hive Hanlıkları, Bolşevik ihtilalinden sonra bağımsızlıklarını ilan ederek, Afganistan’la yakın ilişki kurmuşlardı. Ancak bağımsızlıkları uzun sürmedi. 1920 yılında Bolşevikler iç isyanları bastırdıktan sonra Kızılordu bu iki ülkeye girdi. Bu durum Amanullah Han’ı çok üzmüştü. Buhara ve Hive Hanlıklarına asker ve mühimmat göndererek dindaşlarına yardım etmeye çalıştı. Ancak Afgan kralının yardımları Bolşevikleri durdurmaya yetmedi ve 1920 yılında Buhara ile Hive tekrar Rusya’nın hakimiyeti altına girdi. ( Buhara Emiri Seyyit Alim Han 1921 yılında Afganistan’a iltica etti[9].)

Bu arada Orta Asya’da “Basmacı” adıyla anılan bir bağımsızlık hareketi ortaya çıkmıştı. Ruslar, Kızılorduya karşı ani baskınlar düzenleyen Orta Asyalı mücahitlere “yol kesen” ve “eşkıya” anlamına gelen “Basmacı” adını vermişlerdi. Nedense Rusların “Basmacı” yakıştırması halk arasında kısa sürede yayıldı ve kabul gördü. Bununla birlikte Orta Asyalılar arasında “Basmacı” sözü Rusların kastettiğinden farklı bir anlam taşıyordu; “eşkıya” değil, aksine “akıncı” anlamında algılanıyordu[10].

Türkmenistan’daki Basmacıların en ünlü lideri Cüneyt Han’dı. Özbekistan’da ise İbrahim Lakay liderliğindeki Basmacılar vur-kaç taktikleriyle Ruslara kök söktürüyorlardı. 1918 Şubatı’nda Hive’yi işgal eden Cüneyt Han, tam iki sene burayı Türkmen hakimiyetinde tutmayı başardı. Ancak Hive’nin yerli ahalisi Özbeklerin ayaklanması ve Kızılordu birliklerinin Hive’nin üstüne yürümesi üzerine, Cüneyt Han birlikleriyle Karakum Çölü’ne çekilmek zorunda kaldı.

Mayıs 1923 tarihinde Host halkı, Amanullah Han’a karşı ayaklandı[11].

Cüneyt Han ömrünün sonuna kadar ülkesinin bağımsızlığı uğrunda mücadele etmeye kararlıydı. Yeniden toparlanarak İbrahim Lakay’ın da yardımıyla 1924 yılında tekrar Hive üzerine yürüdüyse de, Rusların korkunç silah üstünlüğü karşısında başarılı olamayarak geri çekilmek zorunda kaldı.

Bununla birlikte bu yürüyüş, Basmacılar için büyük bir moral kaynağı olmuştu. Çünkü Basmacılar, Hive’yi alamasalar bile çevredeki irili-ufaklı pek çok kasabayı ele geçirmişler, Hive’den geri çekilirken de vur-kaç taktiğiyle Kızılordu’ya büyük kayıplar verdirmişlerdi.

Ancak Cüneyt Han 1927 yılında Ruslarla yaptığı son muharebeyi kaybedince Türkmenistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Türkmenistan’dan önce İran, sonra Afganistan’a geçen Cüneyt Han, sık sık Rus birliklerine karşı akınlar düzenleyerek, bağımsızlık uğrundaki mücadelesini 1938 yılında ölene kadar sürdürdü.

Gerek Özbek gerekse Türkmen Basmacılar, Bolşeviklere karşı zaman zaman akınlar ve baskınlar düzenleyerek saldırıyorlar, sıkıştıkları anlarda ise Kuzey Afganistan’a kaçıyorlardı. Yaklaşık yarım asır sonra Afgan mücahitleri de Kızılorduya karşı benzer taktikler kullanacaklardı.

basmacılar

Resim: Ruslara Karşı Savaşan Kahraman Türkler (Basmacılar)

Uzun süren uğraşılardan sonra Bolşevikler, Orta Asya Türklerinin bağımsızlık mücadelesini bastırmayı başardı. Hayatta kalabilen Basmacı gazilerin çoğu Kuzey Afganistan’a geçerek oraya yerleştiler.

Amanullah Han Bolşeviklere şüphe ile bakıyorsa da, İngiliz tehlikesine karşı onların önerilerini kabul etmekten başka çare göremiyordu. Böylece 1921 yılı şubat ayında Afganistan krallığıyla SSCB arasında ilk dostluk antlaşması imzalandı. Sovyetler açışından bu antlaşmanın sağladığı avantajlardan biri, Hindistan’da halkı İngiliz sömürgecilerine karşı kışkırtmak için Afganistan’ı bir üs .olarak kullanabilmeleriydi. Bolşevikler bu amaçla Afganistan’a Hint devrimcilerini göndererek, orada “Geçici Hint halk hükümetini” kurdurdu. Ayrıca Hindistan Kurtuluş Ordusu’nu kurma ve eğitme çalışmalarına başlandı. Bu arada Kabil’deki Sovyet Büyükelçisi Joseph Surits, İngiliz sömürgecilerine karşı suikast eylemlerinde bulunmaya teşvik etmek amacıyla (şu anki Pakistan) Hindistan sınırındaki Peştun aşiretleri arasına gizlice ajanlar yollamaya başladı.

Amanullah Han bir taraftan Bolşevik Rusya’ya yakınlaşırken öte yandan hala Ortaçağ karanlığında yaşayan ülkesini aydınlığa çıkarmak, geri kalmışlık zincirini kırmak için bazı reform planlarını uygulamaya koydu. Ancak kralın bu girişimi halktan büyük tepki gördü. Halk, birtakım çevrelerin de kışkırtmasıyla 1924 yılında krala karşı ayaklandı. Ancak Sovyetler, Afgan kralının imdadına yetişmekte gecikmediler. Amanullah Han’a destek olarak gönderilen Sovyet savaş uçaklarının isyancıların karargahlarını bombalamasıyla isyan bastırıldı. Sovyetler bununla kalmadı; Kabil’de bir telefon ve telgraf idaresi ile bir radyo istasyonu kurdular. Ayrıca Kabil-Taşkent ve Moskova arasında hava ulaşımını sağladılar. Ayrıca, Amanullah Han’a bir düzine uçak vererek ve onların bakımını yapacak teknik eleman ve pilotlar göndererek kralın gönlünü almayı başardılar[12].

Ancak Moskova-Kabil yakınlaşması, pek uzun sürmedi. 1925’te Afganistan’la Rusya’nın çıkarlarının çatışmasıyla iki ülke tekrar karşı karşıya geldi ve gerginlik, küçük çaplı da olsa, Afganistan’ın Kızılordu tarafından işgaline yol açtı.

Amuderya Irmağı 1872 yılından beri Afganistan’la Sovyetler Birliği arasında doğal sınır sayılıyordu. Ancak 19. yüzyıl sonunda Amuderya’nın yönünü değiştirmesiyle daha önce ırmağın kuzeyinde kalan Orta Tağay adası bu sefer Afganistan’a ait güney kesiminde kalmıştı. Aradan yıllar geçtikten sonra Afgan vatandaşları 410 kilometrekarelik adaya yavaş yavaş yerleşmeye başladı. Bu yüzden Afganistan burayı kendi toprağı sayıyordu. 1917’de Rusya’da Bolşeviklerin iktidara gelmesinden sonra Orta Asya’dan aralarında Basmacılar da olan yaklaşık 1000 kadar Özbek de Afganistan’a geçerek bu adaya yerleşti. Basmacılar Sovyet topraklarına saldırılar düzenlemek için burayı bir üs olarak kullanınca, 1925 yılında Kızılordu adayı işgal etti. Bolşevikler daha sonra Orta Tağay’ın Sovyetler Birliği’ne ilhak edildiğini açıkladılar.

Orta Tağay adasının Kızılordu tarafından işgal edilmesi Kabil’de büyük tepki yarattı. Sovyetlere karşı Afgan kamuoyunda öyle bir tepki oluşmuştu ki, Sovyetlerin Kabil elçiliğindeki diplomatlar korkudan sokağa çıkamıyorlardı.

Kral Amanullah Han adayı kurtarmak amacıyla ülkenin kuzeyine takviye ordu birlikleri gönderdi ve Sovyetler Birliği ile Afganistan arasında savaş çıkabileceği uyarısında bulundu. Kabil’deki İngiliz büyükelçisi de bunun, Sovyetlerin Hindukuş Dağlarının kuzeyinde kalan Afgan topraklarını yutmaya yönelik ilk adımı olabileceği konusunda Londra’yı uyardı. Bu tepkiler üzerine Moskova, Orta Tağay’ın hem Afganlıları hem de İngilizleri karşısına almaya değmeyeceğini düşünmüş olmalı ki, 1926 yılında birliklerini adadan geri çekti ve adayı Afgan toprağı olarak kabul ettiğine dair bir protokol imzaladı[13].

Gericilerin kışkırtmasıyla galeyana gelen halk ayaklandı. İsyancıların lideri Beçe-i Saka lakaplı (asıl adı Habibullah’tır ve saka yani su dağıtıcısının oğludur.) bir Tacik çete reisi idi. Kral Amanullah Han isyancılara karşı direnemeyeceğini anlayınca, 1929 yılı ocak ayında İngilizlerin hediye ettiği Rolls Royce arabasıyla ülkenin ikinci büyük kenti olan Kandahar’a kaçtı. Amanullah Han’ın kaçması üzerine Beçe-i Saka[14], kendisini Afganistan’ın yeni kralı ilan etti.

Beçe-i Saka ve onun çevresindeki arkadaşlarının hiçbiri okuma-yazma bilmiyordu. Beçe-i Saka’nın babası, Kabil’de evlere kovalarla su taşıyarak hayatını kazanan fakir bir köylüydü. O sırada Kabil’de evlerin çoğunda su tesisatı olmadığı için insanlar içme suyu ihtiyacını suculardan temin ediyorlardı. Afganistan’da konuşulan Farsçanın değişik bir lehçesi olan Dari dilinde “Beçe” oğul, “Saka” ise sucu anlamına geliyordu. Bu yüzden babası “sucu” olduğu için Tacik çete reisi de “Beçe-i Saka” yani “Sucunun oğlu” adıyla tanınıyordu[15].

Ancak ülkeyi çete reisi zihniyetiyle yönetmeye kalkan Saka’nın iktidarı pek uzun sürmeyecekti[16].

Tacik çete reisi Beçe-i Saka’nın iktidarı dokuz ay sürdü. Afgan kraliyet ailesinin bir üyesi olan Muhammed Nadir Han 1929 yılı ekim ayında ordusuyla Kabil üzerine yürüyerek Beçe-i Saka’nın hakimiyetine son verdi. Nadir Han kendisini kral ilan ettikten sonra Amanullah Han’ın bütün reformlarını yürürlükten kaldırdı ve Afganistan üzerindeki Sovyet etkisini silmeyi büyük ölçüde başardı[17].

İngilizler Amanullah Han’ı devirip Nadir Han’ı iktidara getirmek için çok yüklü harcama yapmışlar, paranın bir kısmı da Nadir Han’ın yurtdışındaki hesabına yatırılmıştır[18]. Nadir Han Afganistan’a hükümdar olur olmaz, Sovyet uzmanlarına ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle, Afgan Hava Kuvvetlerindeki vazifelerine son vererek, onları geri göndermiştir. Böylece ilk önemli Sovyet sızması Nadir Şah tarafından önlenmiştir. Bunun neticesinde Sovyet-Afgan münasebetlerinde büyük bir gerginlik ortaya çıkmıştır[19].

Nadir Han’ın iktidarı Döneminde Kızılordu sınırı geçerek, üçüncü Afgan işgalini gerçekleştirdi. Aslında bu işgal, Basmacıların Kızılordu tarafından takibi sonucu olmuştu. Kuzey Afganistan’da bulunan Özbek Basmacıların lideri İbrahim Lakay sık sık Amuderya üzerinden sınırı geçerek, Sovyet topraklarına baskınlar düzenliyor ve bu vur-kaç operasyonlarıyla Kızılordu’yu rahatsız ediyordu. Basmacıların ani baskınlarından bunalan Kızılordu 1930 Haziranı’nda İbrahim Lakay’ı takip ederek, sınırı geçip Afganistan’ın içlerine 65 kilometre kadar ilerledi. Bu takip sonunda Sovyetler İbrahim Lakay’ı yakalayamadılar ama, Kızılordu’nun bir kez daha Afgan toprağını işgal etmesi, doğal olarak Kabil’i teyakkuza geçirdi. Ertesi yıl Afgan hükümet kuvvetleri İbrahim Lakay’ı Afgan toprağından çıkararak, Orta Asya’ya sürdüler. İbrahim Lakay kısa bir süre sonra Bolşevikler tarafından yakalanarak idam edildi. Böylece Orta Asya bağımsızlık mücadelesinin Cüneyt Han’dan sonraki ikinci büyük yıldızı da sönmüştü[20].

Nadir Şah’ın iktidarı pek uzun sürmedi. 1933 yılında bir okulu ziyareti sırasında öğrencilerden birinin bıçaklı saldırısına uğradı ve aldığı yaralardan kurtulamayarak yaşama veda etti[21].

Nadir Şah’ın ölümünden sonra onun yerine 19 yaşındaki oğlu Muhammed Zahir Şah geçti[22]. 1933’den 1973’e kadar 40 yıl boyunca Afganistan’ı yöneten Muhammed Zahir Şah, zayıf, tembel, dış dünya ile pek ilgisi olmayan uyuşuk bir hükümdardı. Bu yüzden devleti onun adına amcaları ve öteki akrabaları yönetiyordu.

Zahir Şah dönemini Afganistan tarihinde “duraklama dönemi” olarak nitelendirmek bir abartı olmasa gerek. Kral Zahir, iyi niyetli bir insan olmasına karşın, ülkeyi kalkındıracak hiçbir girişimde bulunmuyordu. Devlet işleri ile ilgilenmek yerine, sık sık yurtiçi ve yurtdışı gezilere çıkıyor, gününü gün ediyordu. Kralın en çok sevdiği uğraşılardan biri, atla gezinti yapmak ve ava çıkmaktı[23].

1953 yılında meydana gelen iç ve dış olaylar adeta Afganistan’ın kaderini çizdi. İçte; çok ihtiyatlı ve tecrübeli bir devlet adamı olan Başbakan Şah Mahmut, sıhhi sebeplerden dolayı görevinden ayrıldı. Zahir Şah tarafından Başbakanlığı Davut Han getirildi. Rusya’da ise Stalin öldü. Yerine Nikita Kruşçev geçti[24].

Stalin’den sonra başa geçen Nikita Kruşcev’le birlikte Sovyetlerin baskı ve tehdit yoluyla yayılma politikası, yerini, sızma ve nüfuz altına alma politikasına bıraktı. Bu politika kendisine Afganistan’da müsait zemin buldu. Afganistan’ın içinde bulunduğu çaresizliği ve terk edilmişliği değerlendirmeye karar veren Sovyetler Birliği, Afganistan’a yakınlık göstermeye başladı. ABD’den ve Batılı ülkelerden istediği yardımı alamayan Afgan Kral ve Şah’ları Sovyetlere yöneldiler. Bunu fırsat bilen Ruslar gelecekte Afganistan’ı işgal edecek şekilde ekonomik yardım yaptılar. Afganistan, Sovyetlerin Ortadoğu’daki dünyanın en zengin petrol bölgelerine ve açık denizlere ulaşmasını engelleyen bir konumdaydı. Burası Rusya’nın yumuşak karnına vurmaya imkan veren bir yapıdaydı. Şayet bu yapıyı aşarlarsa, sıcak denizler ve zengin petrol yataklarıyla buluşacaklardı. Aslında Amerika ve müttefikleri, bile hile Afganistan’ı Sovyetlerin kucağını itmişlerdir. Bunu yaparken Amerika, bazı bölgelerde hakimiyeti elinde tutmak gayesiyle Sovyetlerin Afganistan’a girme hazırlıklarına daima göz yummuştur. Rusların Afganistan’la yaptıkları dostluk (-menfaat-) anlaşmalarından sonra, karşılıklı olarak üniversite hocaları gidip gelmeye, Afgan subayları Sovyet Askeri Akademilerinde eğitim görmeye başlamış, muhtelif meslek dallarında Sovyet uzmanları Afganistan’a gelerek güya kalifiye eleman yetiştirme çalışmalarına başlamışlardır. Ayrıca, Kabil sinemalarında Rus filmleri oynatılarak kültür emperyalizmi aşılanmaya çalışılmıştır[25].

Benzer şekilde Suriye’de SSCB döneminden sonra bozulan ilişkiler, Boris Yeltsin’in iktidara gelmesi ve Avrasyacılık stratejisini benimsemesi sonucu ilişkiler düzelmeye başlamıştır.Günümüzde Rusya’nın Akdeniz’deki yanı sıcak denizlerdeki tek teması ve Rusya’nın Akdeniz’deki donanmasını barındıran temel üssün Suriye’deki Tartus Limanı olması bunun en önemli göstergelerinden birisidir [26]. Suriye Lideri Esat Şangay işbirliği Örgütüne üyelik için başvurmuştur[27]. Ayrıca Suriye’de Rusça zorunlu ders olmuştur[28]. Aynı zamanda Suriyeli subaylar ve devlet yönetiminde görevli birçok kişi eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde eğitim gördüler[29].

Afganistan’ın Pakistan toprakları üzerinde hak iddiasında bulunması, doğal olarak iki ülke arasında ilişkilerin gerginleşmesine yol açtı. Afgan hükümetinin Peştunları kışkırtmaya yönelik propaganda faaliyetlerine başlaması üzerine İslamabad, Pakistan-Afganistan sınırını ve ünlü Hayber geçidini ulaşıma kapattı. Böylece Afganistan’ın en önemli ihracat ve ithalat yollarından biri kapanmış oldu. Pakistan sınırının kapanması, Afganistan’ı ihracat ve ithalatını Sovyetler Birliği üzerinden gerçekleştirmeye itti. Buysa Kabil’in Moskova’ya daha da yakınlaşmasına neden oldu[30].

Sovyetler Pakistan’a karşı Afganistan’ı desteklemeyi, çıkarlarına uygun görüyordu; Pakistan, ABD’nin müttefikiydi. Pakistan kendi toprakları üzerinde Amerikan üslerinin kurulmasına izin verdiği için Moskova İslamabad’a ayrıca kızgındı.

1950 yılında Afganistan-Pakistan sınırında çatışmaların patlak vermesi ardından İslamabad, Afganistan’la olan sınırını tamamen kapattı. Bunun üzerine Afganistan, Sovyetler Birliği’yle bir ticaret anlaşması imzaladı ve izleyen beş yılda iki ülke arasındaki ticaret hacmi % 50 oranında arttı. ABD’nin 1955 yılında Afganistan’ın yardım çağrılarını ret edip, bunun yerine Pakistan a askeri yardımda bulunması, Kabil ile Moskova arasındaki yakınlaşmaya yeni bir ivme kazandırdı.

Amerikan hükümetinin 1950’li yıllardaki politikası sonucu Afganistan hızla Sovyet etkisi altına girdi ve bu, 1979’da bu ülkenin Kızılordu tarafından tamamen işgal edilmesiyle sonuçlandı. Amerika 1950’li yıllardaki ihmalinin bedelini 1980’li yıllarda Afgan mücahitlerine milyarlarca dolarlık silah yardımı akıtarak ödeyecekti.

Ruslar, Afganistan’ı işgal etmeyi ta 1945’ler- de kafalarına koymuş. 1950’de altı bin işçiyle başlamışlar bu tüneli inşa etmeye. Kesintisiz üç bin 700 metre uzunluğundaki bu tüneli altı bin işçiyle 14 yıl çalışarak 1964 yılında bitirmişler. Sadece bu tünelle bitmiyor Salang Geçidi… Ruslar, sayısını unuttuğum bir sürü “galeni” denilen korumalıklarla ve asfalt yollan da yapmış. 27 Aralık 1979’da da ellerini, kollarını sallaya sallaya davete (!) icabet ederek bu yollardan geçmişler ve ülkeye yerleşmişler. Aslında Rusların bütün ülke genelinde hayata geçirdikleri 320 adet projeleri varmış. Niyetleri çok ciddiymiş… Misafirliklerini uzun bir süre uzatacaklarmış. O yüzden Afganistan’ı neredeyse yeniden imar etmişler. İşte, yolların düzgün olduğu zamanlar yirmi dakikada kat edilen bu tünel ve tamamıyla Salang Geçidi de Rusların bir hediyesidir[31].

Afganistan, Amanullah Han Döneminden sonra Sovyetler Birliği ile Muhammed Davud’un başbakanlığı Döneminde tekrar yakınlaşmaya başladı. Afganistan’ın Sovyetlerin kucağına itilmesinde, ABD’nin de büyük katkısı olmuştur. Washington, Kabil’in askeri ve ekonomik yardım çağrılarına hep olumsuz yanıt veriyordu.

Başbakan Muhammed Davud 1954 yılında son bir umutla dışişleri bakanı olan kardeşi Muhammed Naim’i Washington’a gönderdi. Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, Naim’le görüşmesi sırasında, askeri yardım, isteğini ret etmekle kalmamış, üstelik bir de Afgan dışişleri bakanına hakaretler yağdırmıştı.

Resim: Afgan Başbakanı Muhammed Davud

Başbakan Muhammed Davud, Washington’dan umudunu kelince, bu sefer 1955 Ocak ayında askeri yardım isteğiyle yüzünü Moskova ya çevirdi. Sovyetler, Afganistan’a gayet cömert davrandılar. Ayrıca Kremlin’in üçüncü dünya ülkelerine yakınlaşma siyasetinin bir gereği olarak, 1955 yılı aralık ayında Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Kruşçev ve Başbakan Bulganin Kabil’i ziyaret etti. Sovyetler 1954 Ocağı’nda Afganistan’a 3,5 milyon dolarlık kredi vermişlerdi. Oysa bu sefer Kabil’e 100 milyon dolarlık askeri ve ekonomik yardım vererek, Davud’un gönlünü aldılar. Bu arada, Afganistan’da bir takım projeler de üstlendiler. Bunlar arasında Salang tüneli, otoyollar, köprüler ve Kabil’in kuzeyindeki Bagram hava üssü vardı. Sovyetler (sanki yaklaşık 30 yıl sonra Kızılordu tankları rahat geçebilsin diye) yolları ve köprüleri çok geniş ve dayanıklı inşa etmişlerdi. Belki de Sovyetler, işgal hazırlıklarına ta 1950’li yıllardan başlamışlardı. Sovyetlerin yaptığı Bagram ve Şindand hava üsleri yıllar sonra Kızılordu’nun en önemli asker indirme merkezleri olacaktı.

Moskova’nın Afganistan’da üstlendiği bütün projelerin ülkenin Sovyet sınırındaki kuzey bölgelerinde yer alması, bir tesadüf değildi. Sovyetler Afganistan’a verdikleri kredi ve yardımları, bu ülke üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanacaklardı.

Davud’la Sovyetler, Afgan subaylarının Sovyetler Birliği’nde eğitilmesi konusunda da anlaşmışlardı. Bu anlaşmalar çerçevesinde Sovyetler Birliği ve Çekoslovakya’daki askeri okullarda eğitilmek üzere bu iki ülkeye binlerce Afgan subayı gönderilirken, bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri’ne yollananların sayısı sadece birkaç yüz kişi civarındaydı. Eğitim için Sovyetler Birliği ve Çekoslovakya’ya gönderilen Afgan subayları beyinleri yıkanarak, KGB ajanı olarak yetiştirildiler. Sovyet propagandasından etkilenmeyen küçük bir grup subay bile ülkeye mevcut düzeni değiştirmek azmiyle geri döndü. Çünkü onlara göre, ülke Ortaçağ karanlığında donup kalmış ve zaman durmuştu. Bunu tersine çevirecek, ülkeyi harekete geçirecek bir takım düzenlemelere ihtiyaç vardı[32]. İster komünizme gönül vermiş olsun, ister olmasın, yurtdışında eğitim görmüş bütün genç Afgan subayları bu görüşte birleşiyorlardı.

Afgan kraliyet ailesinin en etkili ismi, hiç kuşkusuz kralın kuzeni ve kayınbiraderi Muhammed Davud’du. Kral Zahir’e gör çok daha dinamik ve enerjik bir insan olan Muhammed Davud 1953’den 1963’e kadar 10 yıl başbakan olarak Afgan hükümetine damgasını vurmuştu. 1963 yılında Davud muhafazakarların baskısı sonucunda başbakanlığı bırakmak zorunda kaldı[33].

1964’te de Nur Muhammed Taraki “Hal” adlı bir dergi çıkarıyor. Bu dergi daha sonra Afganistan Komünist Partisi’ne dönüşecektir. Dergi etrafında Afganistan komünistleri toparlanıyor. Bir yıl sonra milliyetçi sosyalist olduğunu savunan “Halk Grubu”, Tarakki’nin liderliğinde kalırken, Moskova yanlısı “Perçem” yani “Bayrak” grubu Babrak Karmal’ın yönetimine girdi.

İşte bu yıllarda eğitim müesseselerinde iyice kök salan komünist harekete karşı halk arasında büyük bir tepki oluşmaya başladı. Devletin resmi müesseselerine güveni kalmayan halk, çocuklarını medreselere göndermeye başladı. Bu daha sonraları mektepli-medreseli ayrımının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk, iyi bir Müslüman bile olsa, mekteplilere pek güvenmemiştir[34].

Buna ek olarak, Muhammed Zahir Şah Sovyetler Birliği ve öteki Doğu Bloğu ülkelerinde eğitim görmüş subaylara şüpheyle bakıyor ve onların yüksek mevkilere gelmesine izin vermiyordu. Bu durum, genç subayları rencide ediyordu. Çoğu, krala karşı olan bu subayların 1973 ve 1978 yıllarındaki ihtilallerde kilit rol oynamaları bir tesadüf olmayacaktı.

Resim: Afganistan’ı 40 Yıl yöneten Zahir Şah

1950’li yıllarda başlayan Kabil-Moskova yakınlaşmasında Sovyet yardımlarıyla birlikte “Peştunistan” sorunu da önemli rol oynamıştı. Yukarda anıldığı gibi, 18 milyon nüfuslu Afganistan’ın yaklaşık yarısı Peştunlardan oluşmakta ve bir o kadar Peştun da Pakistan’da yaşamaktadır. 1947 yılında İngiliz işgal kuvvetleri Hindistan’dan ayrıldığı zaman, Afgan hükümeti, bugünkü Pakistan’ın kuzeybatı eyaletinde yaşayan Peştunlara bağımsız olmakla Afganistan’a katılmak arasında bir seçenek tanınacağını umuyordu. Ancak Afgan hükümetinin umduğu olmadı. İngilizler, Peştunlara ya Pakistan’ı, ya da Hindistan’ı seçmesini önerdiler. Peştunlar da doğal olarak, Müslüman olduğu için Pakistan’a katılmaya karar verdiler. Afgan hükümeti ise Peştunların yaşadığı Pakistan’ın sınır bölgelerinin sadece etnik açıdan değil, bazı tarihi gerekçelerden dolayı da kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Gerçekten de bu bölge daha önce Afganistan’a aitti. Ancak İngilizler birçok sömürgelerinde yaptıkları gibi, burada da sınırı kendi hesaplarına göre çizilmişler, bölgenin etnik ve coğrafi yapısını dikkate almamışlardı.

Resim: Afgan Kralı Zahir Şah’ın Türkiye Ziyareti Anısına Çıkarılan İlk gün zarfı

ABD’nin Afganistan’ı ihmal etmesinin bir nedeni, 1966-1973 yılları arasında Amerikan büyükelçisi olan Robert Neumann’a göre, Afganistan’ın coğrafi konumu açısından çok elverişsiz bir bölgede bulunması ve bu ülkede iletişim ağının çok zayıf olmasıydı. Ayrıca Washington, bu ülkeye verilecek Amerikan yardımlarının, iki süper güç arasındaki soğuk savaşı daha da tırmandırabileceğini düşünüyordu. Neumann’dan sonra Afganistan’da büyükelçilik yapan Theodore Eliot Jr. da meslektaşının görüşlerine katıldığını belirterek, zamanın Dışişleri Bakanı Dulles’in kararında şu iki faktörün önemli rol oynamış olabileceğini belirtiyor:

A.Amerika, Afganistan’a göre stratejik açıdan çok daha önemli bir konumda bulunan Pakistan’la iyi ilişkiler içindeydi ve bu yüzden İslamabad’ı incitecek bir eylemde bulunmak istemiyordu.

B.Afganistan’a Amerikan silahlarını göndermenin Sovyetleri alarma geçireceğinden ve bunun sonucunda Sovyetlerin Afganistan’a karşı bazı hareketlerde bulunacağından endişe ediyordu.

Büyükelçi Neumann’ın 1971 Haziran’ında Kabil’den Washington’a gönderdiği mektup, Beyaz Saray’ın Afganistan’a bakışını çok güzel özetlemektedir[35]:

“Şu anda Afganistan, ABD’nin doğrudan doğruya ilgi alanında değildir. Afganistan, Amerika’nın önemli bir ticaret ortağı olmadığı gibi, bizim üçüncü ülkelerle ticaretimizde bir güzergah da değildir. Önemli sayılabilecek oranda petrol veya diğer madenlere sahip olmayan Afganistan’la ABD arasında herhangi bir antlaşma yoktur. Bununla birlikte Afganistan, Orta Asya ile Hint yarımadası arasındaki stratejik konumundan ötürü bizim ilgimizi çekmektedir. Amerika’nın Afganistan’la ilgili hedefleri şunlardır:

A.Afganistan’ın toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması

B.Afgan halkının beklentilerine cevap verebilecek sağlam bir siyasi ve ekonomik sistemin kurulması

C.Afganistan’ın hareket özgürlüğünü kaybedecek şekilde Sovyet etkisi altına girmesinin önlenmesi

D.Afganistan’ın İran ve Pakistan’la ilişkilerinin geliştirilmesi.”

Amerikan Büyükelçisi Neumann Kabil’den gönderdiği mesajlarda Washington’a, Afganistan’la ilgili olarak yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda hareket etmeyi tavsiye etmekteydi. Ancak Neumann’a göre, Washington’ın Afganistan’da Sovyetler kadar etki ve nüfuza sahip olması mümkün değildi. Bunun da büyük ölçüde Afganistan’ın coğrafi konumundan kaynaklanan nedenleri vardı. Afganistan, Sovyetler Birliği’yle uzun bir sınırı paylaşıyordu. Ayrıca SSCB, Afganistan’ın en büyük ticaret ortağıydı. Moskova’ya çok büyük borcu olan Afganistan, Sovyet silahlarına bağımlıydı. Bununla birlikte Afgan askeri ve sivil öğrencilerinin Sovyetler Birliği’nde eğitim görmesi, Sovyet danışmanlarının Afgan ordusunu eğitmesi konusunda iki ülke arasında yapılan anlaşmalar, Afganistan’da Sovyet etkisinin artmasına neden olmuştu. Bütün bunlar 1979 işgaline yol açan gelişmelerin de başlangıcıydı[36].

Demokratikleşme programı çerçevesinde kabul edilen yeni anayasada basın ve düşünce özürlüğü ile birlikte siyasi parti kurma hakkı da tanınmıştı. Bu demokratikleşme Döneminde Afganistan’da ilk defa 1 Ocak 1965 tarihinde “Hizb-i Demokratik-i Halk-i Afganistan” (Afganistan Demokratik Halk Partisi) adıyla siyasi bir parti kuruldu. Bu parti, demokratik olmasına karşın, gerçekte komünist bir partiydi. Partinin tüzüğü, Sovyet Komünist Partisi’nin yapısı örnek alınarak hazırlanmıştı.

Partinin ilk kurultayında, 1978’deki komünist ihtilalından sonra Afganistan’ın ilk cumhurbaşkanı olacak olan Nur Muhammed Taraki genel sekreterliğe seçildi. Peştun bir çobanın oğlu olan Taraki 1917 yılında Gazne iline bağlı bir Peştun köyünde dünyaya geldi. Genç bir delikanlıyken Hindistan’a kuruyemiş ihraç eden bir firmada işe girdi. Firmanın onu Hindistan’a göndermesiyle genç Taraki Bombay’da Hint komünistleriyle tanışarak onlardan Marksizm’i öğrendi. Taraki 1937 yılında yurda döndükten sonra devlet dairelerinde değişik işlerde çalıştı ve bir süre Afgan resmi haber ajansı Bahtar’ın baş editörlüğünde bulundu.

Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin ikinci bir lideri, Taraki’nin sadık öğrencisi (Şagirdi Vefadar) Hafizullah Amin’di. Amin, Taraki ile girdiği iktidar mücadelesinde hocasını yastıkla boğarak öldürtecek, böylece komünist Afganistan’ın ikinci cumhurbaşkanı olacaktı. Taraki gibi Peştun olan Amin, üstadından çok daha genç ve yakışıklıydı. Amin de bir süre ABD’de bulunmuştu, ancak Marksizm-Leninizme büyük yakınlık duydukları halde, ne Taraki ne de Amin Sovyetler Birliği’nde bulunmuştu.

Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin bir başka kurucusu ise komünist ihtilaldan sonra ülkenin üçüncü cumhurbaşkanı olacak olan Babrak Karmal’di. Babrak Karmal de Peştun’du. Ancak, Babrak soylu ve varlıklı bir kentli aileden geliyordu. Babrak’ın babası Muhammet Hüseyin Han Afgan ordusunda generaldi.

Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin bir başka etkili üyesi, Babrak Karmal’den sonra komünist Afganistan’ın dördüncü cumhurbaşkanı olacak olan Dr. Necibullah’tı. Necibullah komünist partinin kuruluş yıllarında pek ön planda görünmese de yıllar sonra Babrak Karmal’ın iktidarı Döneminde Afgan gizli haber alma örgütü KHAD’ın müdürü olarak adından sıkça söz ettirecekti, öteki yoldaşları gibi Peştun olan Necibullah, aralarında en genç olanıydı. Necibullah komünist Afganistan’ın son cumhurbaşkanı olarak, 1996 Eylül’ünde Kabil’de Taliban tarafından asılarak öldürülecekti. Afganistan’ın komünist liderleri arasında kendi eceli ölen tek liderse Babrak Karmal olacaktı. Demokratik Halk Partisi’nin kuruluşundan iki yıl sonra, yani 1967 yılında parti içinde bölünmeler oldu ve çeşitli fraksiyonlar ortaya çıktı. Bu fraksiyonlar daha sonra iki önemli cephe etrafında toplandı. Bunlardan biri, Nur Muhammed Taraki’nin liderliğindeki “Halk” fraksiyonu ötekiyse Babrak Karmal’ın başını çektiği “Perçem” (Sancak, Bayrak) fraksiyonu idi.[37].

Sovyetler, ileride ortaya çıkabilecek beklenmedik olaylar karşısında manevra alanını geniş tutabilmek için hem Halk hem de Perçem fraksiyonu ile yakın ilişkiler sürdürüyordu[38].

İslami hareketin doğuşu ve gelişmesi Kabil Üniversitesinde olmuştur. Üniversite de; hocası ve talebesiyle birlikte tam ittifak oluşturarak ülkenin İslamlaşması ve selameti için büyük çaba sarf etmiştir. Bunun neticesi olarak 1969 yılında yapılan üniversite talebe temsilciliğini Müslüman öğrenciler kazanmıştır. Bu durum karşında zamanın Kabil’deki Rus sefiri “Bu ülkenin geleceği Müslüman gençliğin olacaktır” itirafında bulunmuştur[39].

Davud ordu içindeki yandaşlarıyla anlaştıktan sonra kralı devirmeye karar vermiş ve uygun bir fırsat kollamaya başlamıştı. Afgan ordusundaki solcu subaylar Davud’u destekliyorlardı. Çoğu, Davud’un başbakanlığı Döneminde onun girişimiyle eğitim için Sovyetler Birliği’ne gönderilmişlerdi. Solcu subaylar, mevcut düzenden memnun değillerdi. Kralın yeni demokratikleşme programı çerçevesinde tanınan hak ve özgürlüklerin çok geçmeden askıya almasıyla hayal kırıklığına uğramışlardı[40].

Davud darbe planını ordudaki solcu subayların yanı sıra sivil komünist gruplar olan Halkilerle ve Perçemilerle görüşerek onların da desteğini aldı. Artık harekete geçmek için uygun zamanı beklemek gerekiyordu. Kralın bu kritik dönemde İtalya’ya gitmesi, Davud’a beklediği fırsatı verdi. Olayın başlangıcı aslında aile içi bir kavgaya dayanıyordu[41].17 Temmuz 1973 günü (Afganistan’da kullanılan hicri-şemsi takvimine göre 26 Hazİran 1352) Kral Zahir İtalya’nın Ischia kentinde çamur banyosunda dinlenirken Davud’u destekleyen ordu birlikleri Kabil’de kraliyet köşkü, radyo-televizyon istasyonu gibi stratejik merkezleri işgal ederek, iktidara el koyduğunu açıkladı[42]. Ordu birlikleri hemen hemen hiçbir direnmeyle karşılaşmadan bütün kilit noktaları kısa sürede ele gelirdiler. Afganistan tarihinin ilk askeri darbesi, birkaç saat içinde kansız bir şekilde gerçekleştirildi.

Müslümanların Kabil Üniversitesinde tam hakimiyeti ele geçirdikleri yıl olan 1973’de Serdar Davut’un, 10 yıllık bir aradan sonra tekrar ortaya çıkıp, Zahir Şah ı kansız bir darbe ile devirmesi dikkat çekicidir.

17 Temmuz ihtilalli sırasında Afgan komünistlerinin Perçem kanadı, Muhammed Davud’a büyük destek verdi. Davud ise pek çok solcuyu yüksek mevkilere getirerek onları ödüllendirdi. Örneğin Perçem’e ve onun lideri Babrak Karmal’a yakınlığıyla tanınan Fayz Muhammed içişleri bakanlığına getirildi. Buna ek olarak Cumhurbaşkanı Davud, kendisinin iktidarı ele geçirmesinde önemli katkıları olan Perçem yanlısı subayları, özellikle de Binbaşı Abdulkadir ile Aslam Vatancar’ı terfi ettirerek, hizmetlerini karşılıksız bırakmadı. Bu iki subay, daha sonra 1978 yılında komünistlerin girişeceği darbeyle Davud’un devrilmesinde de önemli rol oynayacaktı[43].

İktidarı ele geçirmek için komünistleri ustaca kullanan Davud, artık onlardan kurtulmaya çalışıyordu. Ancak Davud’un bu girişimi, ona çok pahalıya mal olacaktı[44].

Davut aleyhine ilk silahlı hareket, 1974 yılında Logar, Penşir ve Celalabat’da gerçekleşti. Müslümanların bu ilk silahlı hareketi başarısızlıkla sonuçlandı, İslami harekete mensup liderlerin birçoğu tutuklandı veya öldürüldü[45].

Kabil Üniversitesinde İslami bilgilerle donanarak yetişen gençlik, halktan kopuk olmamış ve açıkça “İslam inkılabı” için mücadele ettiklerini söylemekten çekinmemişlerdir. Bu durum Rusları, Şah ve saltanat çevresini ve ülkede örgütlenmiş olan komünist fraksiyonları endişeye düşürmüştür. Müslümanlar “Cevananı Müselman” (Genç Müslümanlar) adında bir teşkilat kurmuşlar ve Pakistan’a rahat girip çıkarak orada da teşkilatlanma imkanı elde etmişlerdir. Müslüman gençlik yer yer silahlı çatışmalar da yapmış ve tamamıyla komünist devleti halka da anlatarak destek almayı başarmıştır. Afganistan’da ilk İslami hareketin nüvesi Kabil Üniversitesi’nde atılıp sonradan dışarı taşınmıştır. Bu gençlik sayesinde bugünkü cihad grupların temeli atılmış, cihad liderlerinin bir çoğu buralardan yetişmiştir[46].

Afganistan’da meydana gelen Radikal İslami ayaklanmalar, Serdar Davut un siyasetini yeniden gözden geçirmesine sebep oldu ve Batı’ya yaklaşmasını sağladı[47].

Davud 1978 baharında Pakistan, Hindistan, Mısır, Yugoslavya, Libya ve Türkiye’yi ziyaret etti. Nisan ayı başlarında ise Mısır, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e giderek temaslarda bulundu. Bütün hu gezilerin amacı, söz konusu ülkelerle ikili ilişkileri geliştirmek ve böylece Afganistan’ın Sovyetler Birliği’ne olan bağımlılığını mümkün olduğunca azaltmaktı.

Davud, iktidarının son haftalarında verdiği bir demeçte Afganistan’ın Küba gibi değil, gerçek anlamda tarafsız bir ülke olmak istediğini söyledi. Tabii bu, Kremlin’in pek hoşuna gitmemişti[48].

Afganistan Cumhurbaşkanı Davud 1977 yılı nisanında SSCB’ye son gezisini gerçekleştirdiğinde, Sovyet komünist partisi genel sekreteri Brejnev, Davud’a uzun bir şikayet listesi sundu ve Afganistan’ın dış politikasından kesinlikle memnun olmadığını belirtti. Brejnev ayrıca Afgan cumhurbaşkanına çok kaba ve sert bir üslüpla hitap etti. Bunun üzerine Davud büyük bir hışımla ayağa kalkarak Brejnev’e şöyle dedi:

– Size, bağımsız bir ülkenin cumhurbaşkanı ile konuştuğunuzu hatırlatmak isterim, Doğu Avrupa uydularından biri ile değil! Siz, Afganistan’ın içişlerine karışmaya çalışıyorsunuz ve ben buna kesinlikle müsaade etmem[49].

Uzun yıllar KGB arşivinde arşiv şefi olarak çalışan ve daha sonra İngiltere’ye iltica eden Mitrokhin bize KGB’nin Sovyetlerin Afgan politikası konusunda başından beri başrolde olduğunu anlatıyor. Aktif ajanların sayısı yüzlerce idi ve sadece Afganistan değil komşu ülkeler İran ile Pakistan ‘da da çalışıyorlardı. Serdar Muhammet Davut hükümeti (1973-1978) Sovyetlere yakın çalıştı ve Davut’un bakanlarından çoğunun KGB ile teması vardı. Diğer kaynaklardan bilinenleri teyit ederek, Mitrokhin; Nisan 1978’de (Nisan Devrimi) Afgan Komünistlerinin Davut hükümetini düşürmesinde KGB’nin rol almadığının bununla birlikte Davut’a karşı yapılacak suikast ile ilgili önceden haberleri olduğunu gösteriyordu. Yeni hükümet kurulur kurulmaz KGB teşkilatı yeni uzmanlarını Afganistan’a getirdi. Bununla birlikte istihbarat toplamak için komünistlerin kontrolündeki ülkenin sunduğu fırsatlardan da faydalandı[50].

Afganistan’daki KGB iki ana birimden oluşuyordu: “Residency” (saltanat, Rezidans) bölümü Sovyet elçiliğinin içinde çalışıyordu.; “Representatives” (temsilciler) çeşitli şekilde Afgan hükümetine yardım için gönderilen KGB subaylarından oluşuyordu. Bunlar çoğunlukla güvenliğe bağlı idi. Her türlü operasyonlar sabotaj, istihbarat ve cezaevlerinde faaliyette idiler. Buna ek olarak Komünist Afgan Hükümeti tarafından kimlikleri bilinmeyen yüzlerce Afgan ve Sovyet’ten oluşan KGB istihbarat elemanı gelmişti. 1978/79 kışından itibaren KGB’nin özel birimleri büyüyen İslami muhalefete karşı operasyonel çalışmalara başladılar. KGB ile çalışan Afgan komünistlerinin iktidarı ele geçirmede öncelikli olması sürpriz değildi. Afganistan’da görevli Sovyet ajanlarının (elçilik, ordu, KGB ve parti danışmanları) arasındaki kıyasıya rekabet bir süredir biliniyordu., fakat Mitrokhin’in evrakları bize Sovyet ajanlarının farklı maksatlarla nasıl çalıştığını mükemmel bir şekilde açıklamaktadır[51].

Kabil’deki Sovyet Büyükelçisi Aleksandır Pusanov, yerli komünist kadroları belirli bir strateji içinde organize etmeye başladı. Afganistan komünistlerinin fikir babalarından Mu- hammed Mir Ekber’i öldürterek, Nur Muhammed Terakki ve Babrak Karmal vasıtasıyla Mir Ekber’i Davut Han’ın öldürttüğü haberini yaydırdı. Yerli komünistler 1978’de Kabil’de Mir Ekber için büyük bir cenaze töreni düzenleyerek gövde gösterisi yaptılar[52].

Aslında ne Taraki ne de Amin, iktidarın böylesine çabuk ele geçeceğini beklemiyordu. Her şey, komünist partisinin ileri gelenlerinden Mir Ekber Hayber’in ani ölümüyle başladı[53]. Hayber’in 19 Nisan 1978 tarihinde kaldırılan cenazesi, komünistlerin gövde gösterisine dönüştü. Cenazeye yaklaşık 15 bin kişi katılmıştı ve göstericiler, ordu birlikleri gibi büyük bir disiplinle yürürken, “Marg ber Emperyalizm-i Amrika” (Amerikan emperyalizmine ölüm!), “Mur-da bad CIA!” (CIA’ye ölüm!) diye slogan atıyorlardı[54].

Komünistlerin böyle büyük bir gösteri düzenlemesi ve örgütlü hareket etmesi, Cumhurbaşkanı Davud’u hem şaşırtmış hem de ürkütmüştü. Dehşete kapılan Davud, başta Taraki, Amin ve Karmal olmak üzere komünist parti liderlerinin birçoğunu tutuklattı. Babrak Karmal ile Nur Muhammed Taraki demir parmaklıklar arkasına atılırken, nedense Hafizullah Amin evinde gözaltına alınmıştı. Amin’in evine ziyaretçilerin gelip gitmesine izin verilmişti. Amin’in delikanlı yaştaki oğlu Abdurrahman, babasının mesaj ve talimatlarını dışarıdaki parti üyelerine ulaştırılabiliyordu[55].

Amin, solcu Binbaşı Aslam Vatancar’ı, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atamıştı. Hava Binbaşı Abdülkadir ise, havadan destek verecekti. İhtilalin nasıl gerçekleştiğine dair Amin’in sözlerini doğrulayan Afganistan uzmanı Amerikalı Profesör Louis Dupree, Amin’in bu doğrultudaki yazılı talimatlarından birini bizzat gördüğünü ve Amin’in devrimdeki rolünü çok iyi bilen eski Afgan bürokratlarıyla da konuştuğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Davud, komünist parti liderlerini tutuklarken, çok büyük bir hata yaparak, ordudaki solcu subaylara dokunmamıştı. Davud, birçoğunu zamanında eğitim için Sovyetler Birliği’ne gönderdiği bu subayların hala kendisine sadık olduğunu düşünüyordu.

Taraki, Amin ve Karmal’in tutuklanmasıyla paniğe kapılan solcu subaylar, kendilerinin de tutuklanmasını beklemektense harekete geçmeye karar verdiler. Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Malcolm Yupp, korkuya kapılan solcu subayların olayların akışını hızlandırdığını belirtiyor.

Vatancar ve Kadir 1978 yılında Davud’un iktidara gelmesinde çok büyük rol oynamışlardı. Ancak zamanla bu ikili, Davud’dan umduklarını bulamamış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Özellikle Binbaşı Kadir’in özel bir kuyruk acısı vardı. Cumhurbaşkanı Davud, Kadir’i önce hava kuvvetleri komutanı yardımcılığına getirmiş, daha sonra ise onu bu görevden alarak, çok daha ilgisiz ve önemsiz bir makam olan askeri mezbahane komutanlığına atamıştı[56].

25 Nisan 1978 tarihinde devlet yetkilileri Taraki, Babrak, Şah vali ve partinin birçok önde gelen ismini tutukladılar[57]. Fakat ADHP kendisini hala güvende hissediyordu. Derhal ADHP Merkez Komitesi yeraltı liderleri toplantı yaptı ve 27 Nisan sabahı iktidarı ele geçirmek için darbe yapmayı kararlaştırdılar. Darbe komitesi H.Amin’in illegal yardımcısı Figir’e güveniyordu. O da hazırlık işlemlerini koordine etti. Darbede en önemli görev 4’üncü ve 5’inci tank tugayları ile komando güçlerine verildi. Bu birlikler Kabil’i ele geçirip hükümet binalarını kontrol altına alacaktı. Bu birlikler hava kuvvetleri ve hava savunma kuvvetlerince destekleneceklerdi. Hava savunma ve hava kuvvetleri komutanı Binbaşı Abdulkadir ve yardımcısı Nazar Muhammed askeri kuvvetlere komuta etti.

Gülyabzoi (Ajan Mamad) ve M.Raif (Ajan Niruz) derhal meydana gelecek olağanüstü olaylardan Rezidans’ı haberdar etti. 26 Nisan tarihinde Rezidans (acele ekspres) telgrafla merkezi bilgilendirdi. “Bir tehlike var ve ADHP Merkez Komitesinden serbest olanlardan bir kısmı aşırı hareketler yapabilir. Bunlar hükümetin özel organlarında bulunan provokatörler tarafından kışkırtılmış olabilirler. Bize göre böyle aşırı hareketler ülkedeki ilerici kuvvetlerin bozgununa sebep olabilir” Telgraf derhal gönderildi.

KGB merkezi aynı gün cevabi bir telgraf yollayarak “Mossad’ın hükümeti zor durumda bırakmak maksadıyla partideki askeri organizasyonları kışkırtarak hükümete karşı kullanma ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır” dedi. Görüleceği üzere Rezidans, elçilik ve Moskova liderliğinin ülkedeki durumdan haberleri yoktu. Durumu yanlış yorumluyorlardı ve gericilerden darbenin başarısız olabileceğini düşünüyorlardı[58].

27 Nisan perşembeye rastlıyordu. O gün öğleden sonra ve cuma tam gün tatildi. Afganistan’da kullanılan hicri-şemsi takvimin göre 27 Nisan 1978, 7 Nisan 1357’ye denk geliyordu. Dari dilinde Savr, nisan demekti. Bu yüzden de 27 Nisan 1978[59] tarihinde yapılan ihtilal, Afgan tarihine “İnkılab-ı Savr” yani “Nisan Devrimi” olarak geçecekti.

Saat 18:00’de isyancılar Kabil radyosundan bir bildiri yayınlayarak gece saat 20:00’den şafak vaktine kadar sokağa çıkmanın yasaklandığını bildirdiler. Bir saat sonra ise Hafizullah Amin Kabil radyosunda yayma çıkarak, devrimin askeri lideri Binbaşı Abdülkadir’i takdim etti. Abdülkadir Dari dilinde yaptığı konuşmada Afganistan tarihinde ilk defa “Muhammedzay Hanedanının” (Afgan kraliyet ailesi) ortadan kaldırıldığını ve iktidarın halkın eline geçtiğini söyledi[60]. Daha sonra Binbaşı Aslam Vatancar aynı sözleri Peştu dilinde tekrarladı. Nur Muhammed Taraki Devlet Başkanlığına getirildi.

Nur Muhammed Taraki

Resim: Afganistan’ın İlk Komünist Devlet Başkanı Nur Muhammed Taraki

Darbeyle ilgili gerçeklerden biri, bu eylemin Sovyetlerin bilgisi ve desteğiyle gerçekleştirilmiş olmasıdır. Davud’un iktidarı Döneminde Afganistan’da 3 bin kadar Sovyet danışmanı bulunuyordu. Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş Afgan subaylarının çoğu da KGB adına çalışıyordu. Ayrıca Babrak Karmal ve öteki Parçam liderleri, Kabil’deki Sovyet Büyükelçiliği ile düzenli olarak temas halindeydi. Bu durumda, darbeden Sovyetlerin haberdar olmadığı düşünülemez. Kaldı ki, Afganistan’daki Sovyet danışmanlarından birçoğunun darbe günü solcu Afgan subaylarıyla beraber olması, Kremlin’in bu olayda parmağı olduğunu açıkça kanıtlıyor. Ancak, darbeye herhangi bir Sovyet askeri birliği katılmamış olsa gerektir[61].Destek vermiş olsalar da Sovyet yönetiminin gelişmelerden tam haberi yoktu. Durumu yanlış yorumluyorlardı ve gericilerden dolayı darbenin başarısız olabileceğini düşünüyorlardı[62].

Profesör Louis Dupree, 92 bin kişilik Afgan ordusundan sadece 3 bine yakın askerin darbeye katıldığını, geri kalan birliklerin ise hangi tarafın galip çıkacağını görmek için Kabil’in eteklerinde gergin bir bekleyişe geçtiklerini söylüyor[63].

Brejnev Nisan devrimini şu şekilde değerlendiriyor: “1978 Nisan’ında Afganistan’da bir devrim olmuştur. Afgan halkı kaderini kendi eline alarak bağımsızlık ve özgürlük yoluna girmiştir. Şimdiye dek tarihte hep olduğu gibi, gerici güçler devrime karşı çıktılar. Elbette Afgan halkının kendisi onların üstesinden gelebilirdi. Ancak, Afganistan devriminin ilk günlerinden itibaren dış saldırıyla, ülkenin iç işlerine dışarıdan geniş şekilde müdahale ile karşı karşıya geldi[64].”

Afgan hükümetinin Moskova ile kader birliği yaptığına dair yeni belirtiler ortaya çıkıyordu. İlk olarak, Sovyetler Birliği Taraki rejimini tanıdı, onu da Sovyet bloğundaki öteki ülkeler izledi. Afgan hükümeti Kabil’deki Güney Kore elçiliğini kapattı. Bunun yerine daha önce Kabil’de diplomatik temsilciliği bulunmayan Küba’nın burada elçilik açma kararını büyük bir coşkuyla karşıladı. Bu arada ülkeye binlerce Sovyet askeri ve sivil danışman gelmeye başladı. Sovyetler Birliği ile Afganistan arasında bir sürü ekonomik anlaşma imzalanarak iki ülke arasındaki ticaret artırıldı. 1978 Aralığı’nda, yani işgalden tam bir yıl önce, Kabil ile Moskova karşılıklı dostluk, iyi komşuluk ve işbirliği anlaşması imzaladılar. Bu anlaşmada, iki ülke arasında ekonomik, kültürel, bilimsel, teknik, eğitim, sağlık, basın ve özellikle de “askeri alanda” işbirliğinin geliştirilmesi öngörülüyordu. Bu anlaşma, bundan 1 yıl sonraki Sovyet işgaline de hukuki dayanak oluşturacaktı[65].

Afganistan’daki komünist rejim yukarıdan yapılan bir devrim olarak nitelendirilebilir.Ülkenin üst düzey yönetiminde bulunan radikal bir grup ülkenin modernleşmesi için bazı değişikliklere girişerek bunları uygulamıştır. İktidarı ele geçirenler başkentteki öğretim sisteminin ürünleri idi ve devletin sivil ve askeri kesiminde çalışıyorlardı[66].

Afgan halkının yaşam tarzına uymayan Komünizm, Afganistan’da halkın desteğini asla alamamıştır. Onun yerine mücahitlerin yönetime karşı ayaklanması için ilham kaynağı olmuştur[67].

Bu arada parti içi çekişmeler devam ediyordu. Tüm kritik makamlara kendi adamlarını atamış ve devletin yönetimini ele geçirdi. Rusların istememesine rağmen bir darbe ile yönetimi ele geçirdi. Hafizullah Amin, ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak 25 Eylül günü ilk basın toplantısını düzenledi[68]. Ruslar Amin’in ABD adına casusluk yaptığından şüpheleniyorlardı. Ayrıca ülke elden gitmek üzereydi.

Hafizullah Amin

Resim: Komünist Lider Hafizullah Amin

  1. Rus İşgali:

Afganistan’ı her yönden kuşatma altına alan Rusların yapacağı tek şey işgaldi. Bunun ise fırsatını kolluyorlardı. Çünkü ülkede git-gide İslam i hareket kabuğuna sığmıyor ve günden güne tehlike oluşturuyordu[69].

Rusların Afganistan'ı İşgal Planı

Resim: Rusların Afganistan’ı İşgal Planı

Amin’in Taraki’yi öldürerek iktidara gelmesi Sovyet yönetimine süpriz olmuştu ve kendilerine bağlı bu ülkede sistem ve rejim çökebilirdi. Soğuk savaşın eski yöneticileri, Sovyet ordusuna işgal emrini verdi[70].

Emin’in iktidara gelişinden üç ay sonra 14.12.1979’da ilk Sovyet birliği Kabil’e geldi. 24-25 Aralık gecesi Emin öldürüldü. Yerine o sırada Prag’da bulunan Babrak Karmal getirildi. 27 Aralık 1979 günü ise, Hafızullah Emin tarafından davet edildiklerini ileri süren Ruslar, Afganistan’ı resmen işgal ettiler[71].

Babrak Karmal

Resim: Komunist Devlet Başkanı Babrak Karmal

27 Aralık yıl 1979, “Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti.” haberi, bir anda radyo, televizyon ve ajanslar tarafından dünyaya ilan edilmiştir. Barbarca yapılan bu işgale karşı; sözde hür dünya kayıtsız kalarak, o meşhur açıklamalarından birini daha yaparak, sadece “kınıyoruz” demekle yetinmişlerdir. Zavallı, Afgan halkı yalnız bırakılmış, yalnız bırakılmaktan da öte, adeta Ruslara teslim edilmiştir[72].

29 Aralık 1979 Tarihli Afganistan'ın işgali Haberi

Resim: Hürriyet Gazetesinin 29 Aralık 1979 Tarihli Afganistan’ın işgali Haberi

Şubat 1979’daki İran İslam Devrimi ile Aralık 1979’da Sovyetlerin Afganistan’ı işgal ederek Müslümanları cihada zorlaması aynı döneme rastladı. İran İslam devrimi, ilk yıllarından beri bütün dünyadaki siyasal islamcılara örnek teşkil etti[73].

Rus şimdiye kadar girdiği yerden hiç çıkmamıştır. 1557’de Korkunç İvan’ın Kazan’a saldırması ile başlayan Rus ileri harekatı şimdiye kadar hiç gerilememiştir. (Rus tarihini değiştiren ve Yıkılmaz Kızılordu efsanesini yerle bir eden yüzyılın en önemli olaylarından birisi Afgan direnişidir.)

Resim: Rusların İşgal Esnasında Kendi Görevlileri için Lojman olarak İnşa Ettiği Makroroyan adı verilen Mahalle

Ruslar 5. yüzyıldan beri Asya’ya dağılarak gidebildikleri en uzak yere kadar gitmişler, bayraklarını dikmişler ve bir daha hiç geri dönmemişlerdir.

İmparatorluklar sona erip, saltanatlar dağıldığında bir bahane uydurup eski cihangirane emellerini yürütmenin yolunu bulmuşlardır. (Günümüzde Yeni Avrasyacılık stratejisiyle Avrupa, Asya Kafkaslar ve Ortadoğu’da benzer faaliyetleri yürütmektedirler.ABD dahil bütün dünya Esatsız bir Suriye isterken Rusların desteğini alanEsad koltuğunda sağlam bir şekilde oturmaktadır.)

rus asker

Resim: Rus Askerlerinin Zorla Alkışlanması İçin Afgan Vatandaşların Silah Zoruyla Toplanması

Çarlar gitmiş yerine başkaları gelmiş ama hamamın kubbesi hep aynı kalmıştır…Son olarak Baltık Cumhuriyetlerini ellerine geçirmişler ve burayı sanki babalarından mirasmış gibi rahatça yönetmeye başlamışlardır.

Ne Talin’de, ne Riga’da kendilerine karşı çıkacak ne siyasi, ne askeri, ne kültürel, ne dini, ne sosyolojik, ne antropolojik bir güçle karşılaşmamışlardır.

Rusların Orta Asya saldırılan 1880 li yılların sonuna doğru Afgan sınırında nihayete erdiğinde, pek çok kişi bir gün onların Salang geçidini de aşacaklarını biliyordu.

Zira buraya kadar gelen Rusya burada kendini emniyete almak zorundaydı.

Afganistan Rusya’nın yumuşak karnıdır. Açık bırakamazdı.

Rusya beş yüz yıllık saldırısı esnasında sadece Osmanlı ile durdurulmuştur. Ne Korkunç İvan’ın emelleri Deli Petro’nun vasiyetnamesi, ne de Stalin’in rüyası bu ülkeyi Rusya’nın önüne dikilmekten men edememiştir. Rusya’nın sıcak denizlere inişini sadece Osmanlı askeri önlemiştir.

Büyük saldırının Afganistan’a yönelişi bu yüzdendir.Büyüyen, şişen Rusya bir yerden patlayacaktı… Oradan patladı[74].

1970’li yılların sonunda, hem Ortadoğu bölgesinin hem de Milletlerarası ilişkilerin İsrail ile Mısır’ın barışmasından da daha önemli olayı, 1979 Aralık ayı sonundan itibaren Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgal etmesidir. Afganistan’ın işgali İran’da Batı taraftarı Şah rejiminin yıkılıp, geleceği soru işaretleriyle dolu ve o sırada iç bölünmelerin tahdidi altına girmiş bulunan Humeyni ihtilali ile aynı yıla rastlamıştır. Yani, İran’ın son derece zayıf ve çalkantılı bir durum içinde bulunduğu bir sırada Sovyetlerin Afganistan’ı İşgali Sovyetlere, Basra Körfezine, Ortadoğu Petrollerine ve Hint Okyanusuna inmek imkânını kazandırıyordu[75] Zira Rusların Afganistan’ı istila etmelerinin muhtemel nedenlerinden bir tanesi de, Afganistan’ın Ortadoğu’nun kenarındaki stratejik konumudur[76]. Zira Afganistan üç büyük komşusu olan İran, Sovyetler Birliği ve Pakistan arasına sıkışmış tampon bir Devlet olarak bu komşularının tarihini günümüze kadar etkilemiştir[77]. Afganistan’ın tümüyle Sovyetlerin denetimi altına girmesi, Kremlin’in Güney Asya Doğu Afrika boynuzu ve özellikle Basra Körfezi gibi dünyadaki Petrol kaynaklarının % 56’sının bulunduğu yörelerdeki nüfuzunu önemli ölçüde arttırmış olacaktı. Dolayısıyla bu işgali Batı’yı en büyük enerji kaynaklarından yoksun kılma stratejisini getirmiştir[78].

Resim: Rusların Afganistan’ı İşgalinden Bir Görüntü

4. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği, Afganistan’da öncelikli olarak Kültürel ve ekonomik faaliyetler yürütmeye başladı. Sovyetler ile sürdürülen yakın ilişkiler sonucu her alandan yaklaşık beş bin Rus uzman ülkeye gönderildi. ABD, bir dönem Sovyetler Birliği’ni dengelemeye çalıştıysa da denge Sovyetler lehine bozuldu. 1978’de Rusya ile imzalanan Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği anlaşması, Sovyetlerin Afganistan İşgaline dayanak oluşturdu. Bu sırada hükümet değişiklikleri ile uğraşan Afganistan, adı geçen anlaşmanın 4. Maddesi çerçevesinde Sovyet işgaline maruz kaldı. Bu maddeye göre, “taraflar karşılıklı olarak ülkelerinin güvenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için, birbirlerine dayanışma içinde olacaklar ve karşılıklı muvafakat ile gerekli tedbirleri alacaklardı[79].” Benzer oyunlar aynı dönemde Türkiye’de de denenmiş, Türkiye’de gerçekleşmeyen planlar, Afganistan’da uygulamaya konmuş, Afganistan işgal edilmiştir.

Sovyetler Birliği ile Hint Okyanusu arasındaki petrol rezervleri ve Basra körfezine giriş yolu olan olan Hürmüz boğazına yakın olma isteği, savunma açısından Orta Asya sınırını koruma ve Ortadoğu ile Güney Asya’da Sovyetlerin stratejik pozisyonunu güçlendirme amaçlarıyla birleşince Afganistan’a giriş neredeyse kaçınılmaz oldu[80].

Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilgili etnik ve dini problemler ve Rus hükümranlığına yönelik hoşnutsuzluk (mesela 1978 Tacik isyanı) Afganistan’ı daha da önemli kılıyordu.

Brejnev, 1979’da Afganistan’ı işgal kararı verdiğinde, düşündüğü komünist bir müttefik devletin anti-komünist Müslüman kökten dincilerin eline geçme tehlikesi ve bunun Afganistan’a sınırı olan, onlarla ortak bir kültür mirasını paylaşan Orta Asya Cumhuriyetleri üzerindeki etkisiydi[81].

Fakat Brejnev aynı konuda gerçeklerin aksine şu açıklamayı yapmıştır: ” Afganistan’a Sovyet askeri birliklerini göndermek, bizim için kolay bir karar olmadı. Ancak Parti Merkez Komitesi ve Sovyet hükümeti sorumluluklarının tamamen bilincinde hareket etmiş ve durumu tüm yönleriyle tartmıştır. Sovyet birliklerinin tek görevi dıştan gelen saldırıyı püskürtmede Afganlılara yardımcı olmaktır. Birliklerin oraya gitmeleri için Afgan yönetiminin bize başvurmaya, zorlayan nedenler ortadan kalkınca, onlar Afganistan’dan tamamen geri getirilecektir.

Emperyalist ve Pekinci propaganda ile Afgan olaylarında Sovyetler Birliği’nin rolünü bilerek ve utanmazca ters yüz ediyorlar.

Elbette, ortada Sovyet «müdahalesi» ya da «saldırısı» diye bir şey söz konusu değildir ve olamaz da. Değişik bir durum vardır: Biz, hükümetinin ricası üzerine ulusal bağımsızlığım, özgürlüğünü ve ülkesinin onurunu dışarıdan gelen silahlı saldırılara karşı savunmada yeni Afganistan’a yardım ediyoruz.

Dahası, Afganistan’daki olaylar, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer devletlerin ulusal çıkarlarını ya da güvenliklerini hiçbir şekilde etkilememektedir. Konuyu çarpıtma girişimlerinin hepsi bütünüyle saçmadır. Bu girişimler, kendi emperyalist planlarının gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılmaktadır.

Sovyetler Birliği’nin sözüm ona Pakistan, İran ya da bölgedeki diğer ülkelere yayılma planları olduğu yolundaki iddialar tamamen yalandır. Sömürgecilik politikası ve mantığı bize yabancı konulardır. Biz, başkalarının topraklarına ya da başkalarının servetlerine göz dikmiyoruz. Petrol kokusuna dayanamayan sömürgecilerin kendileridir[82].” Günümüzdeki Rus söylemleri farklımıdır?

27 Aralık 1979’da “Fırtına 333” harekatı ile Sovyet Birlikleri Afganistan’a girdi. Tüm dünya radyo, televizyon ve gazeteleri Rusların Afganistan’a girdiğini ilan ediyorlardı[83].

1979 Aralık ayının son günlerinde Kızıl ordu’nun mağrur birlikleri Afganistan’ın içlerine doğru ilerlerken hemen hemen tüm dünya ümitsizce 1956 Macaristan’ını veya 1968 Çekoslovakya’sını hatırlıyordu. Afganistan’ın Sovyetlerle sınır oluşu ve Çarlık döneminden beri devam eden Rus yayılmacılığı göz önüne alındığında Afganistan’ın yeni bir Vietnam olacağına pek ihtimal verilmiyordu. Ama Afganistan’da Macaristan ve Çekoslovakya’da olmayan bir şey vardı: Bağımsızlık ve Şahadet aşkı. Sonuçta yenilmez! Kızıl Ordu 15 Şubat 1989’da dönen son Rus birliğiyle birlikte geldiği gibi gitti. İlginçtir ki Afganistan ile birlikte başlayan bu geri çekilişin nerede duracağı pek kestirilemiyordu. Muhtemelen Afganistan’da yerine getirmeye çalıştığı “halkı bastırma” görevine Kızıl Ordu artık Sovyet sınırlarının içinde: Azerbaycan’da, Özbekistan’da devam edecektir. Bu noktada Afganistan olayının hem küresel düzeyde Dünya siyaseti açısından, hem de ümmete kazandırdığı deneyimler ve ayrışımlar açısından, doğrudan veya dolaylı etkilerinin geniş boyutlarıyla tartışılması gerekir[84].

Sovyet işgalinin belki de tek olumlu yanı işgal döneminde kadın haklarında yaşanan olumlu gelişmelerdi[85].

Sovyetler, Afganistan’ı işgal ederken oradaki yer altı ve yer üstü doğal kaynakları kullanmayı, Orta Doğu Petrol bölgesi ve Hint Okyanusu’nu denetim altına almayı hesap ettiler. Ancak 10 yıl süreli işgal döneminde bu hesap gerçekleşmemiştir. Bu başarısızlık, birçok sebeple dayanmakla birlikte bunlardan üç tanesi özel önem arz etmektedir. Bu önemli sebepler:

(1) Müslüman Afgan halkının olağanüstü bir direniş göstermesi,

(2) Amerika’nın dünya kamuoyunda konuyu sıcak tutması ve bazı yaptırımlar uygulaması, mücahitleri desteklemesi,

(3) Sovyetlerin gerçekleştirdiği haksız işgalin ülke insanlarına getirdiği yükün ve insan kaybının daha sonra başlayan açıklık politikası ile Sovyet halkınca öğrenilmesi ve tasvip edilmemesi olarak belirtilebilir.

Uluslar arası durum açısından bakıldığı zaman Sovyet işgalinin bir başka anlamı daha ortaya çıkıyor. İşgal, Sovyet politikasında bir doruk nokta, bir doruk çizgi ya da yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülebilir. Sovyetler, İkinci Dünya savaşından bu yana geleneksel Sovyet çıkarlarını desteklemek için Sovyet bloğu dışında ilk kez doğrudan askeri güç kullanmış oldu. O tarihten bu yana Sovyetler ilk kez bağımsız, bağlantısız bir üçüncü dünya ülkesini işgal etti. Bu da Sovyetlerin kendine duyduğu güvenin saldırgan tutumunun arttığını ve “güçler bağlantısının” sosyalizm yararına değiştiğine olan inancını gösterir. Afganistan’ın işgali Sovyetlerin bu tür yaklaşımlarının en çarpıcı örneğini sergiler[86].

Rusların zaten öteden beri işgal arzusuyla dolu olması, Afganistan’la sınırlı değildi. Afganistan’ı bir tampon bölge, geçiş bölgesi olarak kullanacaklardı. Afganistan’dan sonra sıra Pakistan’a gelecek ve sıcak Hint denizine açılacaklardı. Ruslar geniş bir coğrafya parçası üzerinde komünist imparatorluğu kurmak hülyasıyla yanıp tutuşuyorlardı. Nereden bileceklerdi, umdukları buldukları gibi olmayacak[87].

Sovyet müdahalesinin Orta Asya Sovyet cumhuriyetlerindeki Müslüman kökenli 40 milyon halk arasında, anti-komünist ve anti-emperyalist Müslüman eğilimini güçlendirmiş olması da ilginçtir. Bazı direniş grupları Sovyet toprakları içinde baskınlar yaparken, Sovyet Müslüman işgal taburlarının birçoğu da Afgan davasına yakınlık göstermişlerdir[88]. ABD kendi birliklerini kullanarak savaşa giremediğinden yerel güçleri silahlandırmak için müttefikleriyle birlikte milyarlarca doları bölgede harcadı.CIA tarihinin enbüyük en fazla bütçeli operasyonunu burada gerçekleştirdi.İnsanlık tarihinin en kanlı soykırımlarından birisi Afganistan’da yaşandı.Sonuçta Radikal islam burada gelişti ve en büyük eylemini Amerika’da 11 Eylül olaylarında gerçekleştirdi.Burada kurulan radikal örgütler dünyaya ve orta doğuya yayıldı. Bu günlerde adını sıkça duyduğumuz Daeş terör örgütünün kuruluşunda yer alan teröristler de bu oluşumla ilişkilidir.Rusların silahı kendisine yıllar sonra döndü. Günümüzde Daeş terör örgütüne katılan eski SSCB ülke vatandaşlarının sayısının 2500 civarında olduğu değerlendirilmektedir[89].Afganistan’da teşkilatlanan Daeş örgütünün 6500 civarında savaşçısı olduğu değerlendirilmektedir[90].

Resim: 11 Eylül 2001 Tarihinde ABD’de gerçekleştirilen terörist saldırıdan bir görüntü

  1. Rus belgeleri ışığında işgalin incelenmesi:

Gözlemcilerin çoğu Sovyetler Birliğinin son savaşının nihayetinde ülkeyi çözülmeye götüren iç dinamikleri yarattığı veya ağırlaştırdığı konusunda hemfikirdirler. Burada sunulan dokümanlar Afganistan’daki Sovyet savaşının tarihçesinin en önemli anlarına ışık tutmaktadır. Bunlardan bazıları: Afgan hükümetinin yardım isteği, Sovyet hükümetinin başta kuvvet göndermeyi reddetmesi, bu politikanın küçük bir grup politbüro üyesi tarafından tersine çevrilmesi ve İşgal için Sovyet kararı; baştaki görevin Afgan direnişine karşı geniş çaplı operasyonlara dönüşecek şekilde genişlemesi, Sovyet politikası ile ADHP’ne karşı yapılan eleştiriler ve birliklerin geri çekilmesi için karar verilmesidir. Bu materyalin hepsinin incelenmesi bize Afganistan’daki Sovyet savaş tecrübesinden bazı dersler çıkarmamızı sağlayabilir[91].

Birlikleri göndermek için alınan karar ADHP liderliği Başbakan Hafizullah Amin ve Devlet Başkanı Nur Muhammed Tarakki’nin defalarca tekrarladıklar kuvvet talebi ve uzun süre üzerinde kafa yorularak alınmıştır. Politbüro tartışmaları bize Sovyet liderlerinin kuvvet gönderme konusunda son derece isteksiz olduklarını ve çok sayıdaki Afgan talebini 1979 yılının ilkbahar ve yazında, kuvvet değil çok miktarda silah ve mühimmat göndererek karşıladıklarını göstermektedir. Bununla birlikte Taraki’nin Moskova’dan dönüşünün hemen ardından Eylül ayında Amin tarafından bir darbeyle görevden uzaklaştırılması Amin’in yeni bir Sedat olacağı ve ABD’ye yaklaşacağı konusundaki Sovyet paranoyasını artırdı. Ordunun açıkça ifade ettiği işgale karşı kuvvetli muhalefet fikrine rağmen gerçek işgal kararı küçük bir grup politbüro üyesi tarafından alındı ve sonra diğer politbüro üyelerine onaylattırıldı[92]. SSCB Genelkurmay Başkanı Mareşal Ogarkov ve yardımcısı Orgeneral Akhromeev birlikte kuvvetlerin küçük birlik harekatı gerektiren arazilerde görevlerini tam anlamıyla yerine getiremeyeceğini belirterek verilen işgal kararına itirazlarını yüksek sesle dile getirdiler ve bu karara şiddetle muhalefet ettiler.

İşgal kararı çok yetersiz olan bilgilere dayanılarak alınmıştı. Olayları yaşayan savaşmış Sovyet KGB kaynaklarına, askeri istihbarat (GRU) kaynaklarından daha fazla güveniliyordu. Bu konu 1979 yılında kısmen yetersiz olan ve 1979 yılının çoğunda hasta olan Genel sekreter Brezhnev’e bilgi akışını kontrol eden KGB başkanı YU. V. Andropov’un artan etkinliğini de yansıtmaktadır. Afganistan’dan gelen KGB raporları bir aciliyet resmi ortaya çıkarıyordu ve bölgede Amin’in ABD ve CIA’nın yıkıcı faaliyetleri ile muhtemel bağlantıları üzerinde çok kuvvetli duruyordu. ( Başkan Carter Temmuz 1979 tarihinde Taraki-Amin rejimine muhalif olan unsurlara örtülü yardım yapılmasına yetki veren gizli kararı imzaladı.)

Afganistan Sovyet liderlerinin zihni yapısına ve ideolojik programlarına uymuyordu. Sovyet hükümetinde ve akademik kurumlarında çok az sayıda İslam uzmanı vardı. Sovyet üst düzey yöneticileri arasında neredeyse hiçbirisinin Afgan halkının büyük çoğunluğunun kuvvetli dini inançları konusunda bilgisi yoktu. Politik ve askeri liderler Afganistan’da kendilerinin ilerici, anti- emperyalist bir güç yerine yabanı ve işgalci kafirler olarak algılanmalarına şaşırdılar. Afganistan’dan gelen raporlar Sovyet ordusu ve politik personelinin bir kısmında giderek artan şekilde uyanmaya başlayan “İslami faktörler” den bahsediyordu.

Komünist ADHP hiçbir zaman birleşik bir parti olamadı; etnik köken ve kabileler yoluyla çok çeşitli fraksiyonlara ayrılmıştı. Halk ve Perçem fraksiyonları arasındaki iç çatışma, devlet teşkilatındaki ve partinin her seviyesindeki çok sayıdaki Sovyet danışmanına rağmen Moskova’nın durumu kontrol etmesini çok zorlaştırıyordu. Sovyetlerin Afgan toplumu içerisindeki etnik tansiyonu neredeyse hiç hesaba katmaması, başarısız toplumsal barış politikasının en önemli sebeplerinden birisiydi.

Afganistan’daki savaşın Sovyet iç politikasında çok önemli bir etkisi vardı. O komünist parti yönetimini gayri meşru hale getiren en önemli faktörlerden birisiydi. Sivil toplum işgale Afganistan’da savaşmış eski askerleri marjinal hale getirerek tepki gösteriyordu. İşgalci olarak algılandıkları için ordunun morali bozuktu. En önemli muhaliflerden birisi olan ve insan hakları eylemcisi akademisyen Andrei Sakharov, Afganistan’da Sovyet ordusunun yaptığı vahşeti açıkça duyurdu. Afganistan’da İslam’a karşı savaşan Sovyet ordusu imajı, merkezi Asya cumhuriyetlerinde İslam fundementalizminin hızla yükselmesine ve Çeçenistan’daki bağımsızlık hareketinin kuvvetlenmesine katkısı oldu. Bu her iki hareket de bugün Rusya’nın karşısında en önemli tehdit olarak durmaya devam ediyor.

Sovyet ordusu Afganistan’daki görev için hazırlığının ve planlamasının yetersiz olduğunu çok çabuk anladı. Başlangıçta şehirleri ve önemli kuruluşları korumak olan görev kısa sürede geniş çatışmaları olan bir savaşa dönüştü ve zamanla yayılmaya devam etti. Çoğunluğu ihtiyatlardan oluşan birlikler başlangıçta isyancılara karşı direk cepheye savaşın içine gönderildi. Çünkü mevcut Afgan ordusuna firarlar ve disiplin eksikliği yüzünden tam olarak güvenilemiyordu.

Sovyet ordusunun gerilla savaşına karşı hiç eğitimi yoktu. Birliklerin resmi görevi sivilleri hükümet karşıtı güçlerden korumak iken, gerçekte Sovyet askerleri kendilerini korumayı amaçladıkları sivil halka karşı savaşırken ve bazense hedef gözetmeksizin ateş ederek öldürmeye varan olayların içinde buluyorlardı. İsyancıları takip etmek ve ele geçirmek için yapılan operasyonlar, isyancılar dağlara çekildiğinden ve Sovyet birlikleri garnizonlarına geri gider gitmez köylerine geri geldiklerinden aynı arazide defalarca tekrarlanıyor ve başarısız oluyordu. Sovyetlerin geleneksel silah ve donanımı, özellikle zırhlı araçları ve tankları Afgan arazisinde çok savunmasız kalıp hassas hale geliyordu.

Sovyet kuvvetleri aynı zamanda hedefleri konusunda da büyük bir karışıklık yaşıyorlardı. Başlangıçta resmi görev ADHP rejimini korumaktı; bununla birlikte Kabil’e gelir gelmez onlara Amin ve rejimini sonlandırma görevi verildi. Ondan sonra görev bir daha değişti fakat liderlik ADHP için sivil savaş yapma fikrini bir türlü kabullenmek istemiyordu. “Uluslar arası görevin” ana fikri sınırlı sayıda kuvvetle Afganistan’da Sovyet birliklerinin sosyalist devrimi koruması olmasına rağmen arazide yaşananlar derhal bu haklı çıkma çabasının bozulmasına yol açıyordu.

Afganistan’daki karışıklığın askeri çözüm ile olmayacağını askeri liderlik çok çabuk anladı. Askerleri geri çekip soruna siyasi çözüm bulma konusu 1980 yılında tartışılmaya başlasa da, bu konuda ciddi bir adım atılmadan Afganistan’da bulunan sınırlı sayıdaki birlikler belirmenmiş bir hedefleri olmadan çatışmaya devam ettiler[93].

Başlarda gelen askeri raporlar, Sovyet ordusu bu konuda hiç eğitim almadığından, dağlık arazide savaşmanın zorlukları üzerinde yoğunlaşıyordu.Sovyet subayları, Amerika’nın Vietnam’da yaşadıkları konulara benzer konulardan açıkça ve sık sık bahsediyorlardı.

Sovyet Kaynakları üzerine açıklamalar

Afganistan’a yapılan müdahale konusunda alınan karar ile ilgili ana Sovyet kaynakları Rus Başkanlık arşivi, Savunma Bakanlığı arşivi ve Sovyet subayları ve siyasi liderlerinin basılmış hatıratlarıdır. Belgeler şu kategorilerde tasnif edilmiştir: 1992 yılında Başkan Yeltsin’in emri ile gizliliği kaldırılmış SBKP Politbüro tartışma tutanakları, Kabil’den gönderilen KGB ve askeri istihbarat raporları, Afganistan savaşına katılmış general Alexander Lyakhosky’nin çoğu “The Tragedy and Valor of Afghan” isimli etkili yayında basılmış hatıratı, Rus Dışişleri bakanlığı arşivinden Afganistan’daki Sovyet büyükelçilerinin Sovyet Dışişleri bakanlığına gönderdiği siyasi mektuplar, Moskova’da bulunan güncel dokümanları koruma merkezinden; Sovyet Büyükelçi ve diğer görevlilerinin Afgan makamları ile yaptıkları görüşmelerin tutanakları ile merkez komite ve askeri liderliğe gönderilen analiz edilmiş mektuplardır. Afganistan’daki Sovyet savaş hatıraları arasında önemli olanlardan ikisi de SSCB eski dışişleri bakan yardımcısı Georgy M Kornienko ve Afganistan’daki sınırlı sayıdaki birliğin son komutanı general Boris Gromov’un hatıratlarıdır.

Aşağıda sunulan dökümanlar Sovyetlerin Afgan savaşına karar vermesi ve kuvvetlerin geri çekilmesi kararlarındaki önemli konulara ışık tutmaktadır.

Belge 1:17-18 mart 1979 tarihinde yapılan SBKP Politbüro toplantısı[94]

Belge 2:Sovyet devlet başkanı Alexei Kosygin ile Afgan Başbakanı Nur Muhammed Taraki arasında 18 Mart 1979 tarihinde yapılan telefon görüşmesinin dökümü[95]

Belge 3:20 Mart 1979 tarihinde A N Kosygin, A A Gromyko, D F Ustinov, B N Ponomarev ve N M Taraki arasında geçen konuşmanın dökümü.

Mart 1979’da Sovyet liderliği Herat’ta artan şiddet olaylarından dolayı zor bir durum ile karşı karşıya kaldı. Burada çok sayıda Sovyet askeri danışmanı idam edilmişti ve durum ADHP’nin kontrolünden tamamen çıkacakmış gibi görünüyordu. Afgan liderliği acil Sovyet askeri yardımı talep etti. Bununla birlikte, 1979 yılında Afgan liderliği 20 den fazla askeri yardım talebinde bulunmuştur. Sovyet liderleri kuvvet göndermeyeceklerini bildirmiştir[96].

Belge 4:28 Haziran 1979 tarihli, Afganistan’daki durumu bildiren Andropov- Gromyko- Ustinov-Ponomarev’in raporu[97]. (Kaynak: Cold War International History Project Bulletin, Issues 8-9, Winter 1996/1997, pp. 152-153.)

Belge 5: Genel Sekreter Brejnev’in Erich Honecker ile 4 Ekim 1979 tarihinde yaptığı görüşmenin dökümü[98].

Belge 6: Andropov-Gromyko-Ustinov-Ponomarev’in Afganistan’daki durum ile ilgili 4 Ekim 1979 tarihli raporu. Afganistan’a İran devriminin etkisi, tespit edilen ABD hedefleri ve Amin ile ABD gizli servisleri arasındaki şüpheli ilişkilerden bahsedilmiştir. Bu unsurları tümü Sovyet liderliğinin konuya duyarlığını arttırmıştır[99].

Belge 7: Andropov’dan Brejnev’e, 1979 Aralık ayı başlarında verilen şahsi muhtıra. SSCB’nin eski ABD büyükelçisi Anatoly Dobrinin’e göre Andropov’dan Brejnev’e verilen bu olağandışı muhtıra, Genel Sekreterin Sovyet askerlerini Afganistan’a gönderme konusundaki davranışını değiştirmesi konusunda çok etkilidir[100].

Belge 8: Alexander Lyakhovsky’nin, SBKP’nin Afganistan’a asker gönderme kararının sebebini açıklaması[101]. ( Tragedy and Valor of Afghan isimli, 1995 yılında Moskova’da yayınladığı kitabından alıntıdır.) (Afganlının trajedisi ve kahramanlığı)

Belge 9: SBKP politbüro’nun, Afganistan’a birliklerin girişi ile ilgili kararının bulunduğu elyazısı ile yazılmış bir belgedeki durumun açıklaması. 12 Aralık 1979[102].

Belge 10: Georgy M.Kornienko’nun 1994 yılında Moskova’da basılmış “The Cold War: Testimony of a Participant” (Soğuk savaş: bir katılımcının tanıklığı) isimli kitabından Afganistan’a birliklerin gönderilmesi. (Kitaptan yapılan alıntılar ayrıntılı bir şekilde birliklerin gönderilmesi için kararın nasıl alındığını izah etmektedir. Bu çok gizli kararın tek belgesi 12 Aralık 1979 tarihinde politbüro  üyelerinin imzası bulunan el yazısı bir dokümandır.)[103].

Belge 11: Gromyko-Andropov-Ustinov-Ponomarev’in politbüro’ya 27-28 Aralık ile 31 Aralık 1979 tarihinde Afganistan’daki olaylar ile ilgili sundukları rapor. 31 Aralık tarihinde, işgalden sonra Afganistan’daki durum ile ilgili Sovyet bakış açısını yansıtan yorum da bu rapor içinde sunulmuştur[104].

Belge 12: SBKP politbüro’nun 17 Ocak 1980 tarihinde yaptığı toplantının dökümü[105].

Belge 13:SBKP politbüro’nun 28 Ocak 1980 tarihinde yaptığı toplantının dökümü ve Andropov-Ustinov-Ponomarev’in SBKP’ne Afganistan’daki durum ile ilgili 27 Ocak 1980 tarihinde sundukları rapor[106].

Belge 14: Alexander Lyakhovsky’nin, “The Tragedy and Valor of Afghan” isimli kitabından Sovyet kuvvetlerinin Afganistan’da değişen görevi. 17 ve 28 Ocak tarihinde yapılan politbüro toplantılarında Afganistan’daki durum ile ilgili çok geniş tartışmalar yapılmıştı. Lyakhovsky ve diğer yazarların aynı zamanda verdikleri rapora göre,  üst düzey Sovyet askeri ve siyasi liderleri gizlice Afganistan’dan Sovyet Birliklerini çok çabuk geri çekme üzerinde planlar yapıyorlardı. Bununla birlikte, Sovyet birliklerinin yaptığı ilk operasyonlarla birlikte orijinal görev değişerek birlikler kendilerini isyancılara karşı savaşın içinde buldular[107].

Belge 15: 12 Kasım 1981 tarihinde “Pravda” muhabiri Schedrov’un, Afganistan’daki durum ile ilgili SBKP’ne gönderdiği mektup. Bu mektup, Afganistan’da askeri çözümün yeterli olmayacağının anlaşılmasıyla; Afganistan’da Sovyet mevcudiyetinin erken eleştirilmesin içermektedir[108].

Belge 16: Rus KGB ve genelkurmay başkanlığının yazdığı raporlardan alıntılar. Bu rapor Türkmen askeri bölgesinin Sovyet komutanı ve Afganistan’daki baş askeri danışmanın Mücahitlerle birlikte çalışan bir Amerikalının yakalanması için verdikleri emirler ile ilgilidir[109].

Belge 17: Anatoly Chernyaev’in 17 Ekim 1985 tarinde yapılan politbüro toplantısından notları. 17 Ekim 1985 tarinde yapılan politbüro toplantısında, Genel Sekreter Gorbachev Afganistan ile ilgili son kararın alınmasını teklif etmiş ve vatandaşlardan gelen mektuplardaki,Afganistan’daki Sovyet hareketlerinden memnuniyetsizliği gösteren ifadelerden bahsetmiştir. Ayrıca Babrak Karmal ile yaptığı toplantıdan bahsetmiş ve ona “ Size yardım edeceğiz fakat Birlik göndererek değil, size silah vererek” şeklinde bir ifade kullandığını anlatmıştır. Chernyaev Gorbachev’in Afganistan’daki durumu anlatan Savunma Bakanı Mareşal Sergey Sokolov’a da çok sert bir tepki gösterdiğini ilave etmektedir.

Belge 18: SBKP politbüro’nun 13 Kasım 1986 tarihinde yaptığı toplantının notları. Mareşal Sergei Akhromeev’in yaşadığı olayları anlattığı ve Afganistan’dan Sovyet birliklerinin geri çekilmesinin gerekli olduğunun ciddi olarak tartışıldığı ilk politbüro toplantısıdır[110].

Belge 19: Anatoly S. Chernyaev’in günlüklerinden politbüro’nun 23-26 Şubat 1987 toplantılarından notlar. Genel Sekreter Gorbachev’in defalarca Sovyet Birliklerinin Afganistan’dan çekilmesi gerektiğinden, üstünde durarak defalarca bu toplantıda bahsettiğini ve aynı zamanda geri çekilmeyi açıklarken onun “şimdi bu konuda kimseyi suçlamak için tartışmayacağız” dediğini de anlatmaktadır. Gromyko’da kuvvet göndermenin bir hata olduğunu kabul ediyordu, fakat bunun Afgan hükümetinin on bir defa tekrarladığı tekliflerinden sonra gerçekleştiğini ilave ediyordu.

Belge 20: Albay Tsagolov’un SSCB Savunma Bakanlığına Afganistan’daki durum ile ilgili yazdığı 13 Ağustos 1987 tarihinde yazdığı mektup. Mektupta Afganistan’da toplumsal barışı sağlamada Sovyet politikasının yanlış olduğu anlatılmakta ve Sovyet askeri vazifesindeki genel hataların neler olduğunun analizi yapılmaktadır. Mektup SSCB savunma Bakanı Dmitry Yazov’a 13 Ağustos 1987 tarihinde sunulmuştur. Bu mektup askeri hiyerarşi içerisinde Afgan savaşı ile ilgili yapılan ilk açık eleştiridir. Albay Tsagolov, Sovyetlerin etkili gazetelerinden “Ogonek” e verdiği bu aleni röportajın bedelini 1988 yılında ordudan uzaklaştırılarak ödemiştir[111].

Belge 21: SBKP merkez komitesinin 10 Mayıs 1988 tarihinde Afganistan ile ilgili yazdığı mektup. SBKP merkez komitesi Afganistan’dan birliklerin çekilmesi konusundaki bu gizli mektubu tüm komünist parti mensuplarına kişiye özel göndermişti. Mektup; Afganistan’daki olaylar ile ilgili Sovyet hareketlerinin merkez komitesince analizini ve bu ülkede Sovyet birliklerinin görevlerini yaparken karşılaştıkları güçlükleri anlatmaktadır. Mektup özellikle Afganistan ile ilgili müdahale kararı alınırken önemli tarihi ve etnik faktörlerin göz önüne alınmayarak hata yapıldığından bahsediyordu. Mektup ayrıca Afganistan’daki Sovyet ilgi alanları ile birliklerin geri çekilme sebeplerinin analizini yapıyordu[112].

Belge 22: SBKP politbüro’nun 23 Ocak 1989 tarihinde yaptığı toplantının dökümü. 24 Ocak 1989 tarihinde yapılan toplantı ise toplantı ise; Birliklerin geri çekilmesi ve savaş sonrası Afganistan’da Sovyetlerin rolü ile ilgili olduğu kadar orada durumun gelecekteki muhtemel gelişmeleri ile ilgilidir[113].

Belge 23: 14 Şubat 1989 tarihinde Afganistan’daki Sovyet askeri komutanlığının birliklerin geri çekilmesi ile ilgili yaptığı açıklamadan notlar. SSCB Savunma Bakanı 7 Nisan 1988 tarihinde Afganistan’dan birliklerin çekilmesiyle ilgili emri imzaladı. Şubat 1988’de Savunma Bakanlığı Afganistan Sovyet askeri Komutanlığının çekilmesi ile ilgili bir açıklama hazırladı. Bu açıklama 14 Şubat 1989 tarihinde son Sovyet askeri ayrıldıktan sonra Afganistan’daki BM temsilciliğinin sorumlusuna gönderildi. Açıklama; 1979’dan önceki Sovyet-Afgan ilişkilerinden kısaca bahsediyor, uluslar arası yardım sağlamak için Sovyet müdahalesinin sebeplerini anlatıyor ve Afgan hükümetin defalarca talebinden sonra kuvvet gönderilmesini anlatıyordu. ABD’yi Cenova anlaşmasını ihlal ederek muhalefeti silahlandırmadaki rolü ve bu yüzden ülkeyi istikrarsız hale getirdiği için eleştiriyordu. Önemli bir bilgi olarak Afganistan’daki Sovyet hareketleri ile ilgili analiz yapmak için Vietnam benzetmesi kullanılıyor, Sovyet birliklerinin Afganistan’daki varlığıyla Vietnam’daki Amerikan hareketleri askeri olarak “ mantıksız ve taraflı” bir şekilde karşılaştırılıyordu[114].

Sovyet işgali sırasında Pakistan’dan Afganistan’a silahlar gönderildiği karavanlarda eroin imal etmek için Afyon Pakistan’a götürülmeye başlandı. Rashid’in belirttiği gibi “CIA Mücahitler ile Pakistanlı uyuşturucu kaçakçıları ve yolsuzluğa bulaşan ordu mensupları arasında gittikçe büyüyen uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetini görmemezlikten gelmeyi seçti.” Bu yüzden 1979’daki Sovyet işgalinden sonra iç ve dış faktörler Afganistan’ı dünyanın en önemli Afyon üreticisi ve tedarikçisi haline getirdi. UNODC verilerine göre küresel Afyon pazarında Afganistan’ın payı her yıl %15 civarında arttı. 1980 yılında Afganistan’ın dünya Afyon pazarında payı %19 iken, 1999 yılında %79’a kadar çıktı.

afganistan

Resim: Afgan Mücahitleri

Sovyet-Afgan savaşı ayrıca ülkeye olağanüstü miktarda silah ve mühimmat akışı sağlamıştır. Sadece Sovyetler birliği tek başına ADC’ne 84 milyon dolarlık askeri malzeme yardımı yapmıştır. Sovyetler geri çekildiğinde Afganistan’da 2 milyon adet hafif ve ağır silah dağıtılmıştı. Afganistan’ın Kaleşnikov silahları ile donatılması ülkede şiddet ile kanunsuzluğun artmasına ve ülkede istikrarın bozulmasına yol açtı. Afgan toplumundaki eski marjinal grupların silahlanıp güçlenmesi sonucu etnik tansiyon ve şiddet de yükseldi[115].

Son olarak Sovyet-Afgan savaşı Afgan tarihindeki iki önemli ana konuyu tekrar doğruladı. Geleneksel Afgan yabancı düşmanlığını kuvvetlendirdi ve Afgan kırsal kesiminin merkezi otorite üzerindeki etkisinin önemini tekrar gösterdi. Birincisi Sovyet işgali dolayısıyla Afgan halkına tarihi olarak bulunan yabancılara güvensizlik tamamen onaylandı. İkincisi Mücahitlerin Sovyetler Birliğine karşı kazandığı zafer, süper bir kuvvetin kabile üyesi emekçiler tarafından yıkılabileceğini gösterdi. Gerçekten Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan kuvvetlerini çektikten kısa bir süre sonra dağılıp çökmesi[116] mücahitlerin zaferinin önemini arttırdı. Sovyetlerin yenilgisi, Afganistan’da önemli merkezleri ele geçirmenin tüm ülkeyi ele geçirmek anlamına gelmediği gerçeğini tekrar doğruladı. Sovyetler Birliği, 19. yüzyılda İngilizlerin yaşamış olduğu sert dağlık kesimdeki savaşçı Afgan halkına boyun eğdirmenin imkansız olduğu gerçeğini birinci elden tecrübe ederek gördü. Kısaca, Mücahitlerin zaferi kırsal kesimim gücünün merkezi otoriteye karşı galibiyetini ve devlet ile toplumun bölünmüşlüğünü gösterdi. Ayrıca Laik modern komünizm karşısında İslami cihadın zafer kazanabileceğini gösterdi[117].

Resim: Afganistan Kabil’den bir görüntü 2006

Resim: Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai(solda), Eski Kral Zahir Şah(ortada) ve Afgan Türklerinin Lideri Şu an Devlet Başkanı Baş Yardımcısı Raşit Dostum

5. Putin ve “Yeni Avrasya” Modeli: Aleksandr Gugin’in Stratejik modelinin günümüzdeki etkileri:

Hem Asya hem de Avrupa stratejik parametreleri içinde politika geliştirmek zorunda olan Rusya’nın bölgeye yönelik yaklaşımı ciddi bir tarihi derinlik içermektedir.[118]

putin

Resim: Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin

SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte, ABD “Yeni Dünya Düzenini” ilan etti. ABD için Yeni Dünya Düzeni sürecinin en temel şartlarından birisi Avrasya’nın ABD tarafından kontrolüdür. Avrasya’nın, zengin enerji kaynakları dışında en önemli özelliği ABD’nin Dünya hâkimiyetine kafa tutabilecek potansiyel güçlerin de bu bölgede bulunmasıdır. Ortadoğu ve Avrasya bölgesindeki zengin yeraltı kaynaklarını kontrol altında tutabilmek için, ABD, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”ni (GOP) geliştirmiştir. Büyük Orta Doğu (Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya), diğer bir ifade ile Arap Dünyası ve Türk Dünyasıdır. BOP’un amacı, bu coğrafyanın doğalgaz ve petrol kaynaklarının ABD’nin 21. yüzyılda da tek süper güç konumunu güvence altına alacak şekilde ABD’nin denetimi altına alınmasıdır. 2004 Haziran ayında İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde projenin adı Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi(GOKAP)’ne dönüşmüştür.

Alexander Dugin

Resim: Alexander Dugin

Sovyetler Birliğinin çöküşüyle birlikte Karadeniz’in jeopolitiği ve ABD’nin bu bölge üzerindeki stratejileri önemli bir dönüşüm geçirdi. Karadeniz, Avrupa, Avrasya ve Orta Doğu güvenlik alanlarının oluşturduğu “şeytan üçgeninin” merkezi olarak kabul ediliyor. ABD Karadeniz’e yönelik oluşturduğu stratejide bölgeyi yalnızca denize kıyısı olan devletler üzerinden tanımlamıyor. Bu projeye  “Genişletilmiş Karadeniz Projesi”  deniliyor. Bölgeye yönelik ABD stratejisinin belirleyen temel dinamik ise Orta Asya ve Hazar petrollerine yönelik önemli uluslararası aktörlerin yoğun talebiyle ortaya çıkan enerji ekseninin, Karadeniz’i enerji naklinde önemli bir su yolu haline getirmesidir. Nitekim Orta Asya ve Hazar enerji rezervleri dünya petrol fiyatlarının istikrarı ve ABD’nin enerji temini için oldukça önemlidir.

Bush Doktrini, Avrasya stratejisinin başarıyla uygulanabilmesi için, olası güvenlik sorunlarının aşılmasına yönelik genel bir çerçeve çizmektedir. Bu boyutuyla birçok küresel ve bölgesel aktörün hareket alanını kısıtlayıcı, stratejik öngörülerini zedeleyici anlamlar içermektedir. Bu durum, uluslararası zeminin kurum ve kavramlarıyla da çelişkiler yaratmaktadır. Başta Birleşmiş Milletler ve temsil ettiği uluslararası hukuk zemini olmak üzere, uluslararası ilişkilerin bilimsel dayanakları zaafa uğratılmaktadır.

17 Mayıs 2001 yılında ABD Başkanı Bush’un söylediği gibi, enerji kaynaklarında çeşitlilik Amerika için önemlidir, sadece enerji güvenliği için değil, ulusal güvenlik açısından da büyük değer taşımaktadır.

ABD’nin 135 ülkede askeri, 702 civarında askeri tesisi var. Ordusunun yüzde 18’e yakını başka ülkelerdedir. Washington Ortadoğu ve Orta Asya’da on yıl içinde beş büyük üs daha inşa etmeyi planlıyor. Bu üsler bölgesel savaşlara göre şekillendirilecektir[119].

Günümüz Rus dış politikasının temelini oluşturan düşünce yapısının önemli isimlerinden olan Dugin’in Rus Jeopolitiği ve Avrasyacı Yaklaşım adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabında Türk dünyası ile ilgili görüşleri son derece önem arz etmektedir. Dağılan Sovyet sisteminden sonra zor günler geçiren Rusya Federasyonu şartlarında 1997’de kaleme alınmış olan kitabın yazarı, dünyanın iki süper güç devletinden biri iken yok olma tehlikesine sürüklenmekte olan Rusya Federasyonu (RF) karşısında halkına kuru bir moral vermekten öteye tarihi, kültürel, etnik gerçekleri jeopolitik bir yorumla ele alarak halkına güven vermekte ve yöneticilere yol göstermektedir. Avrasyacılık, Dugin ile ortaya çıkan bir hareket veya görüş olmadığı halde, bu hareketin 1990 şartlarında Dugin ile kazandığı anlam ve önemi çok daha farklıdır. 1991’de SSCB’nin dağılmasından sonra ABD’nin tek süper güç olarak kalması, Rusya’nın nüfuz bölgesindeki ülkeleri NATO üyesi olması, önemli ekonomik kaynakların ABD sermayedarlarının kontrolü altına girmesi, Rusya’yı birçok bakımdan yok olma sürecine giren bir ülke durumuna getirmiştir. Bu bakımdan, Dugin’in Jeopolitiğin Esasları kitabının birçok yerinde Rusya için ya süper güç olacak, Avrasya’nın tek hakimi olarak Atlantikçi güçleri bu coğrafyadan uzaklaştıracak veyahut da yok olacak tespiti, 1990’larda Çeçenistan meselesi ve bunun sonucunu sabırsızlıkla bekleyen diğer birçok etnik birim bulunması gerçeği dikkate alındığında Rus halkının bilfiil karşı karşıya kaldığı bir tercih idi. Rusya’nın yeniden süper güç olmak, yakın çevreyi kontrolü altına almak stratejisinin yöneldiği ülkeler başta Ukrayna olmak üzere, Avrupa’daki bazı önemli hedefler yanında, ağırlıklı hesaplara konu olan diğer bölge Türk cumhuriyetleridir. Dugin gerek beş Orta Asya cumhuriyeti ile Azerbaycan konusunda gerekse RF sınırları içerisindeki Müslüman Tataristan, Başkurdistan ve Kafkas bölgeleri ile Yakutistan ve diğer gayr-i Müslim Türk birimleri hakkına ortak strateji önermektedir. Bunların biri hakkındaki projesini ortaya koyarken mutlaka diğer Türk birimleri ile Türkiye’yi, İran’ı, Çin’i, ABD’yi yerine göre bölge ve bölge dışı güçleri dikkate almaktadır. Bu gerçekler ışığında Yeni Rus Avrasyacı yaklaşımında Türk Cumhuriyetleri konusundaki politikaların üç temel tabanı bulunmaktadır: Bunlardan birincisi eski Rus nüfuz bölgeleri olarak Türk cumhuriyetleri konusunda uygulanması gereken politikalardır. Diğeri bölgesel güçlerin nüfuz veya yayılma alanı olarak ve sonuncusu bölge dışı yani Atlantikçi güçlerin hedefi olarak Türk cumhuriyetleridir. Gerek başta Türkiye olmak üzere İran, Çin gibi bölge ülkeleri gerekse ABD ve AB ile özellikle İngiltere gibi bölge dışı güçlerin hedeflerine karşı uygulanması gereken politikalar ayrı başlıklar altında ele alınabilir. Ancak hangi açıdan ele alınırsa alınsın Dugin’e göre Türk cumhuriyetlerinin sınırlı kültürel ve etnik özerklik dışında dış politika ve dış politik boyutu bulunan ekonomi ve savunma konularında Moskova’ya tam teslimiyetten başka bir alternatifi olmamalıdır. Dugin’in kitabının yayınlanmasından itibaren özellikle Putin’in devlet başkanlığından sonra bütün politikaların bu hedefe yöneldiği görülmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zemini, bu hedefte önemli destek sağlamıştır[120].

Dugin İslam jeopolitiğini ikisi Atlantikçi, diğer ikisi de Avrasyacı olarak dört farklı bölgeye ayırmaktadır. Bunlar Atlantikçi tarafta yer alan, aydınlanmacı laik-liberal ve kültürel-halkçı karakteriyle Türk İslamı, ahlaki değerlerden yoksun ve piyasa ile eklemlenmiş olan Suudi köktenci Vehhabiliği ve Avrasyacı tarafta yer alan Amerikan karşıtı köktenci Şiilik ile Pan-Arap milliyetçiliğine dayanan İslam sosyalizmi olarak ifade edilmektedir. Dugin’e göre, İslam dünyasının içinde barındırdığı potansiyel Atlantik karşıtlığı, Avrasyacı yeni imparatorluk lehine bir müttefikliğe dönüştürülemediği takdirde, Avrasyacı bloğun hayatta kalması imkânsızdır. Atlantikçi Türkiye ve Suudi Arabistan jeopolitiğinin sınırlanmasının yolu Şii ve Pan-Arapçı çevrelerle ilişkileri geliştirmektir.

‘İslam’a karşı İslam’ stratejisini Avrasyacı jeopolitiğin bir aracı haline getirmektir. Hem Şii jeopolitiğin hem de Avrasyacılığın İslam dünyasındaki en büyük temsilcisi olan İran’ı, Berlin-Moskova-Tokyo miğferine Avrasya güneyinden, yani İslam dünyasından katılacak olan ‘olmazsa olmaz’ bir güç olarak görmektedir. Dugin’in algısında, Şia-devrimci vizyonu, Amerika’ya karşıtlığı ve stratejik derinliğinin yanında, hammadde zenginliği ile İran, Kafkasya’dan Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya kadar uzanan bir bölgede Rusya’nın en büyük stratejik ortağı olmaya haizdir. İran’ın ve Rusya’nın nüfuz bölgesi olarak Avrasya ittifakına dâhil olacak bir Orta Asya, Amerikan karşıtı ve Şii Jeopolitikle müttefik bir Pan-Arapçı Ortadoğu, Dugin’in Avrasya hayallerini süslemektedir. Dugin’in kitabında açıkça ifade edilmese bile, İran’ın Türkiye ile olan tarihsel husumeti ve rekabetinin yanında, Avrasyacı jeopolitik misyon bakımından en az Rusya kadar potansiyele sahip Türkiye’nin bu bağlamda gözden düşürülmesi kolayca anlaşılabilecek bir olgudur. Irak işgali sonrasında yapılan anketlere göre halkının çok büyük bir oranı Amerikan karşıtı olan Türkiye’nin, Atlantikçi vizyonu bir yana, Avrasya kıtasal coğrafyasında yerleşik olan Türk halklarına dönük tarihsel bir yayılma geleneğine sahip bir Türk Dış Politikası, Dugin’in anladığı Avrasyacılığın, yani Rus Avrasyacılığının bölgedeki karşı tezi durumundadır. Dugin’in tasavvurunda Pan-Türkçü ve Turancı tondaki bir Avrasya jeopolitiği ister istemez, Rusları ve İranlıları bir “ortak düşmana karşı” sloganında birleştirmiş görünüyor. Rusya ve İran’ın eşgüdümlü bir politika geliştirmesinin hayati önemini bölgedeki Pan-Turancı eğilimlerin önünü kesebilecek yegâne adım olarak gören Dugin, İran’ın Tacikistan, Afganistan ve Pakistan üzerinden Orta Asya içlerine kadar bir nüfuz kuşağı (Pax-Persica) oluşturmasını çok önemsemektedir. Böylelikle Turanî çizgide yer alan Türkmenistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi ülkelerin Türkiye ile olan sosyo-kültürel ve ekonomik bağlarının koparılmasını ve Rusya’nın da Kazakistan üzerinden bölgeye yayılmasını öngörmektedir. Dugin, geleceğe dönük olarak Avrasya ittifakının en kırılgan fay hattının Kafkaslar’dan geçtiğine inanmaktadır. Bu bölge Rusya-İran ve Türkiye arasında, Atlantikçilik-Avrasyacılık tarihsel zıtlığı tabanındaki çatışmaları içinde barındırması bakımından gözden kaçırılmaması gereken bir mekân olarak algılanmaktadır. Dugin, Kafkasya’daki hassas dengelere dikkat çekerek, uzun vadede Rusya Avrasyacılığı’na karşı muhtemel stratejik zararların bu bölgede ortaya çıkabileceğini vurgulamaktadır. Bağımsız Devletler Topluluğu’nun üç üyesi olan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın Moskova yanlısı bir çizgiye çekilmesini zorunlu gören Dugin, aynı zamanda özellikle ilk ikisinin Türkiye aleyhine, İran’la entegre edilmesinin gereğine işaret etmektedir. Dugin, Türkiye’nin bu bölgedeki rolünün hem Rusya hem de İran lehine etkisizleştirilmesi için, gerekirse Türkiye içindeki Kürt azınlığın ajite edilmesi, Ermeni meselesinin desteklenmesi ve Türkiye’deki İran sempatizanı aşırı dincilerin harekete geçirilmesi gerektiğini söylemekten de çekinmemektedir. Öte yandan yazar, yine Pan-Türkçü jeopolitiğin, Çeçenistan, Dağıstan, Yakutistan, Osetya, vb. gibi Rusların sorunlu iç bölgelerinden tamamen uzak tutulmasını Rusya içindeki Avrasyacı entegrasyonun selameti için gerekli görmektedir[121].

Avrasyacılık ilkesinin son yıllardaki uygulamalarını gözden geçirecek olursak:

Her ne kadar Rusya ile Çin arasındaki ilişkiler çelişki ve ihtilaflarla dolu olsa da, her iki ülkenin de müşterek bir noktada her an anlaşmaya hazır oldukları da göz ardı edilmemelidir. Özellikle, Moskova’nın NATO’nun doğuya doğru genişlemesine karşı en başından beri Çin kartını oynaması ve arka bahçesine ABD’nin girmeye çalışması karşısında Çin’le zoraki bir işbirliği süreci içerisine girmesi bunun somut birer örneği olmuştur. Eğer, ABD Asya’da tek taraflı olarak hareket eder ve tek yanlı oynarsa, bir Rus–Çin uzlaşmasını tahrik etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunun sonucunda ABD’nin karşısına Çin, Rusya ve belki de İran’ın oluşturacağı “anti hegemonyacı” ve yalnızca ideoloji aracılığıyla değil, fakat birbirini tamamlayan ıstıraplarla birleşmiş büyük bir koalisyon çıkabilir.

ABD’nin bölgedeki bu tip faaliyetlerine cevap olarak Çin, kendi bölgesinde gaz ve petrol geçişini sağlayacak olan hatlar inşa etmekte ve Rusya’yla birlikte Merkez Asya’yı içeren Pan-Asya enerji koridorunu kurmaya çalışmaktadır. Ayrıca bu bölgede Çin’i, Rusya’yı, Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı, Kazakistan’ı ve Tacikistan’ı kapsayan Sangay İşbirliği Örgütü adında bir organizasyon kurulmuştur. Bu örgüt Birleşmiş Milletler ilkelerine göre kurulmuş olup ilkelerini bu birliğe bağlı ülkelerin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve istikrarını sağlamak olarak belirlemiştir.

Temmuz 2001’de Rusya ve Çin bölgedeki Batı yayılmacılığına birlikte karsı koymak amacıyla bir anlaşma imzaladılar. Rusya kendi savunma sistemini güçlendirmek ve yenilemek için yeni kuşak füze sistemleri üzerinde yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Putin’in teklifiyle bu bölgede Rusya, Çin ve Hindistan merkezli bir eksen oluşturma girişimi ortaya çıkmıştır.

Eylül 1997’de Çin ve Kazakistan arasında imzalanan anlaşmalar ile Çin, Kazakistan’ın ikinci büyük petrol sahası olan Uzen’i ve diğer üç sahayı Kazakistan ile ortaklaşa işletme hakkı sağlamış ve yapımı planlanan boru hatları ile buradan Sincan’a petrol taşınması kararlaştırılmıştır. Çin Milli Petrol Şirketi, Kazak petrol şirketi Aktobemunagaz’da %60 hisseye sahiptir.

15 Aralık 2005’te faaliyete geçen Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattı Avrasya coğrafyasında Kazakistan, Çin ve Rusya arasındaki dayanışmayı arttırdı. Kazakistan’ın Hazar petrolünü Çin’e pompalaması ABD’yi ürküttü. Bunu ardından Özbekistan Devlet Başkanı İslâm Kerimov, Andican olaylarından sonra ABD’nin, 11 Eylül 2001’den beri askeri üs olarak kullandığı Karşı-Hanâbâd üssünü boşaltmasını istedi. Rusya Ekim 2004’te Rusya başkent Düşanbe yakınlarında uzun vadeli bir askeri üs tesisi için Tacikistan’la anlaştı. 2004 sonlarında İran Çin ile 70 Milyar Dolarlık bir petrol anlaşması yaptı. ABD’nin Avrasya coğrafyasında denediği “renkli devrimler” bölgede İran-Rusya-Çin işbirliğini pekiştirdi.

Bu gelişim, Avrasya’nın büyük jeostratejik oyuncuları Çin ve Rusya tarafından da gözlenmekte olup Şangay İşbirliği Örgütü içinde lider konumunda olan bu ülkeler, Avrasya satranç tahtasında yeni hamlelerle, ABD’nin girişimlerini dengeleme ve engelleme istikametinde kendi girişimlerini başlatmış bulunmaktadır. 5 Temmuz 2005 tarihinde Şangay İşbirliği Örgütü’nün Hindistan, Pakistan ve İran’ı gözlemci statüsü ile içine alarak daha da güçlenmesi ile birlikte ABD’ne karşı ilk ciddi inisiyatif başlatılmış, aynı tarihte ABD’nin Orta Asya’daki üslerini boşaltması istenmiştir. Ağustos-Eylül 2005’te Rusya ve Çin, Çin topraklarında gerçekleşen geniş çaplı askeri tatbikat ise ABD’ye karşı bir güç gösterisine dönüşmüştür. 8 Ağustos tarihinde İran’ın Isfahan’daki tesislerinde uranyum zenginleştirme faaliyetini yeniden başlattığını açıklaması, bu ülkenin ABD’ne karşı meydan okuma anlamını taşımaktadır[122].

RF Putin ile silahlanmaya özel önem vermiş, geliştirdiği yeni silah sistemlerini ihraç etmeye de başlamıştır. Silah sistemlerini, Türki devletler başta olmak üzere Çin; Ermenistan ve hatta Pakistan’a bile ihraç veya hibe etmektedir. Suriye sınırında yaşanan Uçak krizinden sonra Ermenistan’a Füze sistemleri konuşlandırmış ve Ermenistan-Türkiye sınırına seçkin kolordularından birini konuşlandırma kararı almıştır.

6.Sonuç:

Görüldüğü gibi Avrasya jeopolitiğine Rusya “Neo-Avrasyacılık” stratejisi ile hâkim olmayı düşünürken, ABD de “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” ve “Genişletilmiş Karadeniz Projesi” ile hükmetmeyi düşünmektedir. Her ikisinin de hedefinde büyük bir çoğunluğu Türk ve Müslüman toplumların topraklarında bulunan zengin enerji kaynakları vardır. Geçtiğimiz yüzyılın insanlara soğuk gelen “emperyalizm” kavramı isim değiştirmiş, “globalizm” adı ile aynı işlevlerini yerine getirmektedir[123].

Dugin’in Avrasyacılık strateji modeli RF Devlet Başkanı Putin Tarafından uygulamaya konulmuştur. Gelecekte de bu politikaları uygulamaya devam edeceği değerlendirilmektedir.Uçak krizi ile olmasa da başka bir vesile ile Suriye’de Rusya ve Türkiye mutlaka karşı karşıya gelecekti, kriz oluşumu çabuklaşmıştır. Çünkü RF’nin Yeni Avrasyacılık stratejisi Hem Orta Asya’da , Hem Kafkaslarda ve de Suriye’de uyguladığı politikalar Türkiye ile karşı karşıya kalmasını zorunlu hale getirmektedir. İran ile işbirliğine girişmiş, Ermenistan’a Füze Sistemi kurmuş Suriye ve Akdeniz’e Balistik füze sistemlerini yerleştirmiştir. Güney Kıbrıs’a üs kurma girişimleri devam etmektedir. Türkiye’nin problemlerinden Kürt meselesini ve Sözde Ermeni soykırımını gelecekte de desteklemeye devam edeceği değerlendirilmektedir. Yeni Avrasya stratejisine göre Türkiye’nin çevresini sarmakta ve Türki Cumhuriyetler ile bağlantı kurmasına engel olmaya çalışmaktadır. Dünya’nın geleceğini etkileyebilecek en önemli oluşum Türk Birliğidir. Günümüzde Rusya’nın Suriye’de uyguladığı Politikalar Afganistan’da uygulananlarla benzeşmektedir. Yeni Avrasya Stratejisine göre Rusya Suriye’de kalmaya ve Akdeniz’deki son üssünü korumaya mahkumdur. Bunun için savaş dahil her türlü çareye baş vuracaktır. Türkiye Cumhuriyetini ve Türklüğü yeniden dünya devleti olmasının önünde en büyük engel olarak gördüğünden yeni Avrasyacılık stratejisinde en büyük mücadeleyi Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti ile Yapacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine düşen görev üst akıl ile politika yaparak Suriye sorununun en kısa zamanda barışçı yollarla çözüme kavuşması için azami gayret göstermesi, Güneyimizde PKK’nın uzantısı olan PYD’nin bir tampon bölge oluşturulmasına engel olması, Irak’ta Fiilen gerçekleşen Türk unsurlar ile Arapların ülkemizle direkt sınır irtibatının kesilmesine yani tarihin değişmesine engel olmak için elinden gelenden fazla gayreti göstermesidir.

 

Dr. Burhanettin Şenli

 

[2] Selim, Yavuz, Ah Afganistan, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Yayınları, Ankara Aralık 2003, s. 18

[3] Büyükbaş, Murat; Amerika Birleşik Devletlerinin Afganistan’a Müdahalesi ve Afganistan’da Oluşan Yeni Yönetim Yapısı, YYLT., Isparta, 2006, s.4; İlhan, Suat, Türklerin Jeopolitiği ve Avrasyacılık, Yöneten Atilla İlhan, İstanbul 2005, s. 175

[4] Selim, Yavuz, Age. s. 30

[5] Şeyhanlıoğlu, Hüseyin; 18. Yüzyıldan Günümüze Afganistan’ın Stratejik önemi, TİKA Avrasya Stratejik Etütleri, sayı 34, 2008, Ankara, s.1; Demirel, Emin, Taliban, El-Kaide, Ladin ve Paylaşılamayan Ülke Afganistan, İstanbul 2002. s. 24; Selim, Yavuz, Age. s. 40

[6] Oğuz, Esedullah, Afganistan,İstanbul 1999, s.49

[7] Oğuz, Esedullah, Age. s. 51

[8] Doğan, Süleyman, Cihadda İttifak, Koltukta İhtilaf  Afganistan’da Kim Kazandı, İstanbul 1995 s. 16

[9] Albayrak, Recep, , Afganistan Türkleri, Ankara 2004 . s. 130

[10] Oğuz, Esedullah, Age. s. 51

[11] Albayrak, Recep, Age. s. 130

[12] Oğuz, Esedullah, Age. s. 53

[13] Oğuz, Esedullah, Age. s. 54

[14] Albayrak, Recep, Age. s. 131 ( Bu olayda da Ruslar Amanullah Han’ı desteklemeye çalıştıklarından Sucu’nun oğlunun darbesinde İngilizlerin çok etkili oldukları, sonrada pişman olup Nadir Han’ı destekledikleri değerlendirilmektedir.)

[15] Oğuz, Esedullah, Age. s. 55

[16] Oğuz, Esedullah, Age. s. 55

[17] Oğuz, Esedullah, Age. s. 60

[18] Zafar, M. F., How did Nadir Aceede to the Throne?, Afghanistan Quarterly, Instutite of Social Scienses, Academy of Sciences of Afghanistan, Dergi, Sayı 33Aralık 1980, Kabil, s. 68;Ayrıca Bkz. Indian National Archives,Secret Pages of years 1919-1931; British National Archives, India Office Records (Manuscript of India Ministry) 1919-1929

[19] Doğan, Süleyman, Age. s. 16

[20] Oğuz, Esedullah, Age. s. 60

[21] Oğuz, Esedullah, Age. s. 61; Doğan, Süleyman, Age. s. 19’da olayı: Emanullah lehine halkı isyana teşvik suçundan idam edilmiş olan Gulam Nebi’nin oğlu tarafından bir törende vurularak öldürülmüştür. (1933) şeklinde açıklamaktadır.

[22] Sapmaz, İrfan, Dünya Benden Öğrendi, İstanbul, Aralık 2002. s. 25

[23] Oğuz, Esedullah, Age. s. 61

[24] Doğan, Süleyman, Age. s. 16

[25] Doğan, Süleyman, Age. s. 20

[26] http://akademikperspektif.com/2013/11/25/gecmisten-gunumuze-rusya-suriye-iliskileri/

[27] http://www.suriyegercekleri.com/2014/04/29/suriye-sanghay-isbirligi-orgutune-uyelik-icin-basvuru-yapti/

[28] http://gazetem.ru/haber/suriyede-okullarda-rusca-dersleri-zorunlu-oldu/21384/

[29] http://gazetem.ru/haber/suriyede-okullarda-rusca-dersleri-zorunlu-oldu/21384/

[30] Oğuz, Esedullah, Age. s. 64

[31] Selim, Yavuz, Age. s. 36

[32] Oğuz, Esedullah, Age. s. 63

[33] Sapmaz, İrfan, Age. s. 25

[34] Demirel, Emin, Age. s. 27

[35] Oğuz, Esedullah, Age. s. 65

[36] Oğuz, Esedullah, Age. s. 66

[37] Oğuz, Esedullah, Age. s. 68

[38] Oğuz, Esedullah, Age. s. 71

[39] Doğan, Süleyman, Age. s. 21

[40] Oğuz, Esedullah, Age. s. 72

[41] Mackenzie, Richard, Afghanistan’s Uneasy Peace, National Geographic Dergisi, Sayı 184, Washington D.C. Ekim 1993, s. 66

[42] Demirel, Emin, Age. s. 29; Sapmaz, İrfan, Age. s. 25; Miyasoğlu, Mustafa, Zügüdar, İstanbul, 2012, s. 268; Kızılkayak, Görkem, Age. s. 107

[43] Oğuz, Esedullah, Age. s. 74

[44] Oğuz, Esedullah, Age. s. 74

[45] Demirel, Emin, Age. s. 27, Doğan, Süleyman, Age. s. 22

[46] Doğan, Süleyman, Age. s. 22

[47] Demirel, Emin, Age. s. 27

[48] Oğuz, Esedullah, Age. s. 77

[49] Oğuz, Esedullah, Age. s. 79

[50] Mitrokhin, Vasily, The KGB in Afghanistan, Tercüme eden Burhanettin Şenli, Woodrow Wilson Uluslar Arası Araştırma Merkezi, Washington D.C., Şubat 2002, s.2

[51] Mitrokhin, Vasily, Age. s. 3

[52] Doğan, Süleyman, Age. s. 23

[53] Demirel, Emin, Age. s. 30

[54] Oğuz, Esedullah, Age. s. 82

[55] Oğuz, Esedullah, Age. s. 82; Demirel, Emin, Age. s. 28, Amin daha sonra kendisini tutuklamayan Davut’ ve ailesini 27 Nisan 1978 tarihinde katledecekti.

[56] Oğuz, Esedullah, Age. s. 82

[57] Doğan, Süleyman, Age. s. 23

[58] Mitrokhin, Vasily, Age. s. 9

[59] Kızılkayak, Görkem, Kabil, Hayalet Şehir,Atlas Dergisi, Sayı 158, İstanbul Mayıs 2006, s. 107

[60] Sapmaz, İrfan, Age. s. 26; Doğan, Süleyman, Age. s. 23

[61] Oğuz, Esedullah, Age. s. 90

[62] Mitrokhin, Vasily, Age. s. 11

[63] Oğuz, Esedullah, Age. s. 90

[64] Brejnev, L. İ., Afganistan Üzerine, Pravda Muhabirine Brejnev’in Verdiği Cevaplar, Türkçeye Çeviren Hüseyin Akyol, İstanbul Mart 1980, s. 1

[65] Oğuz, Esedullah, Age. s. 93; Brejnev, L. İ., Age. s. 16

[66] Halliday, Fred; Tanin, Zahir; The Communist Regime in Afghanistan 1978-1992: Instutitutions and Conflicts,Europa-Asia Studies, Vol. 50,No. 8, University of Glasgow,1998, s. 1358

[67] Mackenzie, Richard, Age. s. 66

[68] Oğuz, Esedullah, Age. s. 105

[69] Doğan, Süleyman, Age. s. 22

[70] Mackenzie, Richard, Age. s. 66; Girardet, Edward, Age. s. 35

[71] Demirel, Emin, Age. s. 28; Sapmaz, İrfan, Age. s. 26; Atsız, Yağmur, Amerika’nın Afganistanları, Ankara Mart 2002, s. 212; Mackenzie, Richard, Age. s. 66

[72] Doğan, Süleyman, Age. s. 9

[73] Manaz, Abdullah, Siyasal İslamcılık, Cilt 1 Dünyada Siyasal İslamcılık, İstanbul, 2008, s. 117

[74] Uzel, Nezih, Adriyatik’ten Çin’e Türk Dünyası, İstanbul, Mart 1993, s. 49

[75] Armaoğlu Fahir; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, (1914-1990), Ankara, 1994, s-761

[76].Girardet Edward; Rusya ’nın Afganistan ’daki Savaşı, (Çev: Yuluğ tekin Kurat), Ankara, 1984 s.5

[77] Murat, Turgay; Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu Politikası (1945-1980), Elazığ, 2006, YYLT s.105

[78] Murat, Turgay;age  . s.106

[79] Bal, İhsan; Afganistan’ın Geleceği Var mı? USAK Analist Temmuz 2012, s.; Brejnev, L. İ., Age. s. 16

[80] Hacaloğlu, Terken; Avrasya Dosyası, Afganistan’daki Politik Çatışmalar ve Uluslararası yansımalar, Kış 1999, s.71

[81] Hacaloğlu, Terken; Avrasya Dosyası, age. s.72

[82] Brejnev, L. İ., Age. s. 17

[83] Mutanoğlu, Metin; Moğol İstilasından Amerikan İşgaline Afganistan, İstanbul, 2006, s.41

[84] Roy, Olivier; Afganistan’da Direniş ve İslam, İstanbul, Şubat 1990, s.7

[85] Yüksek, Özcan, Örtününün Arkasında Afghanistan Burka, Atlas dergisi Sayı 158, İstanbul, Mayıs 2006, s. 98

[86] Krakowski, Elie D., Afganistan Unutulan Savaş, O.D.T.Ü. Ankara, 1987, s. 5

[87] Doğan, Süleyman, Age. s. 30

[88] Girardet,Edward ; Age. s. 5

[89] http://www.dunyabulteni.net/haber/341126/rusya-ve-orta-asya-ukelerinden-iside-buyuk-katilim

[90] http://beyazgazete.com/haber/2015/4/2/daes-e-katilan-yabanci-savascilar-2618298.html

[91] Savranskaya, Svetlana, The Soviet Experience in Afghanistan: Russian Documents and Memoirs Afganistan’da Sovyet Tecrübesi Rus Belgeleri ve Hatıraları, Tercüme eden Burhanettin Şenli, GWU National Security Archive, ABD: Washington, 9 Ekim , 2001, s. 1

[92] Rus Arşivi (Kaynak: TsKhSD, F. 89, Per. 14, Dok.31.)

 

[93] Savranskaya, Svetlana, Age. s. 3

[94] Rus Arşivi Geçici evrak depolama merkezi (TsKhSD) Moskova; Fond 89, Perechen 25, Dokument 1, Listy 1, 12-25)

[95] Kaynak: Moskova Rusça televizyonunun Rusça yayınlanan “özel dosya” programı

[96] Rus arşivi (Kaynak: Geçici doküman depolama merkezi TsKhSD. Moskova; Fond 89, Perechen14, Dokument26)

[97] Rus Arşivi Kaynak: AA Liakovskii, The Tragedy and Valor of Afgani ( Moskova 1995) S. 76 Liakovskii bu tavsiyelerin SBKP merkez komitesi politbüro toplantısında, 28 Haziran 1979 tarihinde yapıldığını belirtiyor. Çözümleme nu. P.156/XI.

[98] Doğu Alman  Arşivi (Kaynak: Stiftung “Archiv der Parteien und Massorganisationen der ehemaligen DDR im Bundesarchiv” Berlin, DY30 JIV 2/201/1342; doküman Christian F Ostermann tarafından alınmış ve tercüme edilmiştir. Ulusal güvenlik Arşivi)

[99] (Kaynak: Liakhovskii, A A’nın The agedy and Valour of Afghani, Moskova 1995, sayfa 102; isimli eserinden aynen alıntıdır.)

[100] (Kaynak: APRF, A F Dobrynin tarafından alınan notlar )

[101] Lyakhovsky, Alexander, The Tragedy and Valor of Afghan GPI Iskon, Moskova, 1995, s..109-112

[102] Rus Arşivi (Kaynak: TsKhSD, F. 89, Per. 14, Dok.31.)

[103] Savranskaya, Svetlana, Age. s. 5, (Kornienko, Georgy M.’nin, The Cold War: Testimony of a Participant, Moscow, Mezhdunarodnye otnosheniya, 1994, isimli eserinden alıntıdır. Sayfalar,193-195)

[104] Rus Arşivi (Kaynak: TsKhSD, f. 89, per.42, dok. 10; belgeyi temin eden M. Kramer, tercüme eden D. Rozas.)

[105] Rus Arşivi ( Kaynak: Rusya Federasyonu Başkanlık Arşivi Fon No.3 Opis No. 120 File No. 44 sayfa No. 31, 42-44)

[106] Rus Arşivi (Kaynak: TsKhSD,f.89, per. 34, dok. 3)

[107] (Alexander Lyakhovsky’nin, The Tragedy and Valor of Afghan, Moscow, GPI “Iskon,” 1995 isimli eserinden alıntıdır. s. 176-177)

[108] Rus Arşivi (Kaynak: Moskova geçici doküman koruma merkezinden alınmıştır.  Fond 5, Opis 84, delo 855)

[109] ( Kaynak: Alexander Lyakhovsky, Tragedy and Valor of Afghan, Iskon, Moscow 1995, s 263, isimli eserinden alınmıştır.)

[110] Rus Arşivi ( Kaynak: TsKhSD, f.89, per. 42, dok. 16; belge M. Kramer tarafından temin edilmiş ve D. Rozas tarafından tercüme edilmiştir.)

[111] ( Kaynak: Alexander Lyakhovsky’nin, The Tragedy and Valor of Afghan, Iskon, Moscow 1995 isimli eserinden alıntıdır. Sayfalar, 344-348, Ulusal güvenlik arşivinden Svetlana Savranskaya tarafından tercüme edilmiştir.)

[112] ( Kaynak: Alexander Lyakhovsky’nin, Tragedy and Valor of Afghan, Iskon, Moscow 1995, (Ek 8),isimli kitabından alıntıdır. Svetlana Savranskaya tarafından tercüme edilmiştir.)

[113] Rus Arşivi (Kaynak: TsKhSD, f.89, per. 10, dok. 4, M Kramer tarafından temin edimiştir; D Rozas tarafından tercüme edilmiştir.)

[114] Savranskaya, Svetlana, Age. s. 7, (Kaynak: Alexander Lyakhovsky’nin, Tragedy and Valor of Afghan, Iskon, Moscow 1995, ek 11, isimli eserinden alıntıdır. Svetlana Savranskaya tarafından İngilizceye tercüme edilmiştir.)( Belgelerin tümü mevcut olup yaklaşık 80 sayfa orijinal Rusça belge, 80 sayfa kadar İngilizce belge, 80 sayfa Türkçe tercümesi mevcuttur. Ayrıca KGB arşiv görevlisi olarak çalışıp daha sonra İngiltere’ye iltica eden Vasily Mitrokhin’in yazmış olduğu kitap İngilizceden Türkçeye tercüme edilmiş ve mevcuttur. Ayrıca Rus işgali ve öncesi dönemi kapsayan yaklaşık 1800 sayfa orijinal Rusça belge ve yaklaşık yarısının Türkçe tercümesi mevcuttur.Yeterli alan mevcut olmadığından makale ekine konulmamıştır.Günümüzdeki Türk-Rus ilişkilerini ilgilendirdiği ve bu konudaki çalışmalara ışık tutacağı değerlendirdiğinden kitap olarak yayınlanması planlanmaktadır.)

[115] Lyon, Peter, D. S., A Solution for Ethnic Conflict: Demokratic Governance in Afghanistan, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ağustos 2006, Manitoba Üniversitesi, Kanada, s. 167

[116] Sovyetler Birliğinin dağılması ile ilgili ayrıntılı bir inceleme için bkz. The Role os Afghanistan in the Fall of the USSR, http://www.afghan-web.com/history/articles/ussr.html; The Soviet Withdrawal from Afghanistan: Analysis and Chronology, https://www.questia.com/read/9634407/the-soviet-withdrawal-from-afghanistan-analysis-and ,;Dissolution of the Soviet Union, https://en.wikipedia.org/wiki/Dissolution_of_the_Soviet_Union

[117] Lyon, Peter, age s. 168

[118] Davutoğlu, Ahmet, stratejik Derinlik, Mayıs 2004, İstanbul, s. 352

[119] Yıldız, Feridun, Avrasya Jeopolitiğine Küresel Yaklaşımlar-2, http://haberiniz.com.tr/kose-yazisi/194607/avrasya-jeopolitigine-kuresel-yaklasimlar-2—feridun-yildiz.html

[120] Yalçınkaya, Alaeddin, Dugin’in Türk Cumhuriyetleri Konusunda Önerileri Ne Kadar Uygulandı? II. Uluslararası Sosyal Bilimciler Kongresi 22-24 Ekim 2008 tarihleri arasında Kırgızistan Bişkek, s. 705-723,

[121] Sandıklı Atilla, Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar, Bilgesam Rapor No: 27 İstanbul 2011, s.14

[122] Yıldız, Feridun, Avrasya Jeopolitiğine Küresel Yaklaşımlar-2, http://haberiniz.com.tr/kose-yazisi/194607/avrasya-jeopolitigine-kuresel-yaklasimlar-2—feridun-yildiz.html

[123] Yıldız, Feridun, Avrasya Jeopolitiğine Küresel Yaklaşımlar-2, http://haberiniz.com.tr/kose-yazisi/194607/avrasya-jeopolitigine-kuresel-yaklasimlar-2—feridun-yildiz.html

Please follow and like us:

Categories:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haziran 2022
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930